<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[SİTEGİBİ-Dizi izleme forumları - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.sitegibi.com/</link>
		<description><![CDATA[SİTEGİBİ-Dizi izleme forumları - http://www.sitegibi.com]]></description>
		<pubDate>Thu, 24 Jul 2008 15:42:45 -0700</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Yasaklı Youtube'den dosya indirme]]></title>
			<link>http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3548</link>
			<pubDate>Mon, 21 Jul 2008 15:23:44 -0700</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3548</guid>
			<description><![CDATA[Hemde istediğin foramatta(.flv .wmv .mp3 .avi .mpg )indirmek çok kolay youtubeye erişim engelli bile olsa indirme yapabiliyorsunuz <br />
[hide] http://www.v-indir.com/ [/hide]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hemde istediğin foramatta(.flv .wmv .mp3 .avi .mpg )indirmek çok kolay youtubeye erişim engelli bile olsa indirme yapabiliyorsunuz <br />
[hide] http://www.v-indir.com/ [/hide]]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA['HELAL OLSUN SANA BAŞBAKANIM']]></title>
			<link>http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3547</link>
			<pubDate>Tue, 03 Jun 2008 05:40:12 -0700</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3547</guid>
			<description><![CDATA[Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Adana ziyareti esnasında ilköğretim okulu öğrencisi Serap Zengin'e hastalığı dolayısıyla yardım sözü vermişti... Serap'ın babası da Başbakan Erdoğan'a şiir yazarak teşekkür etti. İşte o şiir: <br />
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Adana ziyareti sırasında yardım sözü verdiği doğuştan kafatası büyümediği için kör olma tehlikesi bulunan ilköğretim okulu öğrencisi Serap Zengin'in tedavisine Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi'nde başlamasına sevinen baba Seracettin Zengin Başbakana şiir yazarak teşekkür etti.<br />
<br />
Başbakan Erdoğan yaklaşık 3 hafta önce bir dizi ziyaret ve toplu açılışlara katılmak üzere Adana'da bulunduğu sırada valilik ziyaretinden sonra korumalar vasıtasıyla kendisine ulaşan ve derdini anlatan ayakkabı boyacısı Şeracettin Zengin'e yardım sözü vermesinden sonra Zengin ailesinde büyük sevinç yaşanıyor.<br />
<br />
Ayakkabı boyacılığı yaparak 3 çocuğunun nafakasını kazanan Şeracettin Zengin'in Başbakan Erdoğan'a, çocuklarından doğuştan kafatası büyümesinden kaynaklanan görme, duyma ve burnunda sorunlar olan 14 yaşındaki Serap Zengin, Başbakan sahip çıkınca 17 gündür Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi'nde tedavi görüyor.<br />
<br />
Hastalık nedeniyle kızının bir gözünün tamamen göremediğini, diğer gözünün ise yüzde 70 görmediğini anlatan ayakkabı boyacısı baba Seracettin Zengin, kızının 14 yıldır tedavi olacak hastane bulamadığını ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ilgilenmesinin ardından şimdi özel odada tedavi gördüğünü belirterek, "Başbakan ilgilendiği için kızım Allah'a şükür tedavi olma imkanı buldu. 17 gündür hastanede hemşireler, doktorlar, hasta bakıcılar çok iyi ilgileniyor. İnşallah kızım iyileşecek. Çarşamba günü ameliyata alınacak. İnşallah kızımın gözü görür. Kızımın gözü görmeye başlayınca Başbakanımın yanına götürüp elini öptüreceğim" dedi.<br />
<br />
Başbakan Erdoğan'ı önceden beri çok sevdiğini ancak kızına ve özellikle yoksullara sahip çıkmasından dolayı sevgisinin daha da arttığına dikkat çeken Zengin, "Başbakanımız Mustafa Kemal Atatürk'ten sonra gelen en iyi ikinci liderdir. Atatürk Türkiye'yi düşman işgalinden kurtardı. Başkanımız Türkiye'yi hırsızlardan ve hortumculardan kurtardı. Türkiye'nin birlik ve beraber içinde kardeşçe yaşamasını sağladı. Onu çok seviyor ve saygı duyuyorum" diye konuştu.<br />
<br />
Zengin, Başbakana sevgisini anlatan ve kızını tedavi ettirdiği için ona teşekkür eden bir şiir yazdığını söyledi. Zengin'in Başbakana yazdığı şiir şöyle:<br />
<br />
"Karanlıktaydı Türkiye<br />
<br />
Ampulleri yaktın<br />
<br />
Milletine ışık oldun<br />
<br />
Hoşgeldin sen Başbakanım<br />
<br />
Milletini devletini düşünen<br />
<br />
Enflasyonu tek haneye düşüren<br />
<br />
Birliği beraberliği isteyen<br />
<br />
Helal olsun sana Başbakanım<br />
<br />
Benim memurum işini bilir demedin<br />
<br />
Gece gündüz durmadın<br />
<br />
Doğruluktan caymadın<br />
<br />
Çalışkansın sen Başbakanım<br />
<br />
Bedava okullara kitap verdin<br />
<br />
Her eczaneden ilaç sağladın<br />
<br />
SSK'lısı Bağ-Kur'lusunu özel hastaneye gönderdin<br />
<br />
Başımızın tacısın sen Başbakanım<br />
<br />
Hiçbir insanı hor görmedin<br />
<br />
Çat kapı sofrasına oturdun<br />
<br />
Garibana odun kömür götürdün<br />
<br />
Merhametlisin sen Başbakanım<br />
<br />
Yaşar paşayla bir oldular<br />
<br />
Kuzey Irak'a girdiler<br />
<br />
Terörün canına okudular<br />
<br />
Türkiye sevdalısı Başbakanım<br />
<br />
Milletimizin hizmetkarıyız dediler<br />
<br />
Milletvekili bakanıyla geldiler<br />
<br />
Türkiye'yi cennete çevirdiler<br />
<br />
Efendisin sen Başbakanım<br />
<br />
Türkiye'ye Toki'ye gettirdin<br />
<br />
Binlerce evsizlere evini verdin<br />
<br />
Bu garibanda bir ev ister<br />
<br />
Cömertsin Başbakanım<br />
<br />
İstsemezler Türkiye'de dürüst olanı<br />
<br />
Kapatmak isterler ampulleri<br />
<br />
Kapatamazlar ampulleri<br />
<br />
On yedi milyon seçmenin var Başbakanım<br />
<br />
cafesiyaset<br />
Bu haber toplam 157 defa okunmuştur.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Adana ziyareti esnasında ilköğretim okulu öğrencisi Serap Zengin'e hastalığı dolayısıyla yardım sözü vermişti... Serap'ın babası da Başbakan Erdoğan'a şiir yazarak teşekkür etti. İşte o şiir: <br />
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Adana ziyareti sırasında yardım sözü verdiği doğuştan kafatası büyümediği için kör olma tehlikesi bulunan ilköğretim okulu öğrencisi Serap Zengin'in tedavisine Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi'nde başlamasına sevinen baba Seracettin Zengin Başbakana şiir yazarak teşekkür etti.<br />
<br />
Başbakan Erdoğan yaklaşık 3 hafta önce bir dizi ziyaret ve toplu açılışlara katılmak üzere Adana'da bulunduğu sırada valilik ziyaretinden sonra korumalar vasıtasıyla kendisine ulaşan ve derdini anlatan ayakkabı boyacısı Şeracettin Zengin'e yardım sözü vermesinden sonra Zengin ailesinde büyük sevinç yaşanıyor.<br />
<br />
Ayakkabı boyacılığı yaparak 3 çocuğunun nafakasını kazanan Şeracettin Zengin'in Başbakan Erdoğan'a, çocuklarından doğuştan kafatası büyümesinden kaynaklanan görme, duyma ve burnunda sorunlar olan 14 yaşındaki Serap Zengin, Başbakan sahip çıkınca 17 gündür Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi'nde tedavi görüyor.<br />
<br />
Hastalık nedeniyle kızının bir gözünün tamamen göremediğini, diğer gözünün ise yüzde 70 görmediğini anlatan ayakkabı boyacısı baba Seracettin Zengin, kızının 14 yıldır tedavi olacak hastane bulamadığını ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ilgilenmesinin ardından şimdi özel odada tedavi gördüğünü belirterek, "Başbakan ilgilendiği için kızım Allah'a şükür tedavi olma imkanı buldu. 17 gündür hastanede hemşireler, doktorlar, hasta bakıcılar çok iyi ilgileniyor. İnşallah kızım iyileşecek. Çarşamba günü ameliyata alınacak. İnşallah kızımın gözü görür. Kızımın gözü görmeye başlayınca Başbakanımın yanına götürüp elini öptüreceğim" dedi.<br />
<br />
Başbakan Erdoğan'ı önceden beri çok sevdiğini ancak kızına ve özellikle yoksullara sahip çıkmasından dolayı sevgisinin daha da arttığına dikkat çeken Zengin, "Başbakanımız Mustafa Kemal Atatürk'ten sonra gelen en iyi ikinci liderdir. Atatürk Türkiye'yi düşman işgalinden kurtardı. Başkanımız Türkiye'yi hırsızlardan ve hortumculardan kurtardı. Türkiye'nin birlik ve beraber içinde kardeşçe yaşamasını sağladı. Onu çok seviyor ve saygı duyuyorum" diye konuştu.<br />
<br />
Zengin, Başbakana sevgisini anlatan ve kızını tedavi ettirdiği için ona teşekkür eden bir şiir yazdığını söyledi. Zengin'in Başbakana yazdığı şiir şöyle:<br />
<br />
"Karanlıktaydı Türkiye<br />
<br />
Ampulleri yaktın<br />
<br />
Milletine ışık oldun<br />
<br />
Hoşgeldin sen Başbakanım<br />
<br />
Milletini devletini düşünen<br />
<br />
Enflasyonu tek haneye düşüren<br />
<br />
Birliği beraberliği isteyen<br />
<br />
Helal olsun sana Başbakanım<br />
<br />
Benim memurum işini bilir demedin<br />
<br />
Gece gündüz durmadın<br />
<br />
Doğruluktan caymadın<br />
<br />
Çalışkansın sen Başbakanım<br />
<br />
Bedava okullara kitap verdin<br />
<br />
Her eczaneden ilaç sağladın<br />
<br />
SSK'lısı Bağ-Kur'lusunu özel hastaneye gönderdin<br />
<br />
Başımızın tacısın sen Başbakanım<br />
<br />
Hiçbir insanı hor görmedin<br />
<br />
Çat kapı sofrasına oturdun<br />
<br />
Garibana odun kömür götürdün<br />
<br />
Merhametlisin sen Başbakanım<br />
<br />
Yaşar paşayla bir oldular<br />
<br />
Kuzey Irak'a girdiler<br />
<br />
Terörün canına okudular<br />
<br />
Türkiye sevdalısı Başbakanım<br />
<br />
Milletimizin hizmetkarıyız dediler<br />
<br />
Milletvekili bakanıyla geldiler<br />
<br />
Türkiye'yi cennete çevirdiler<br />
<br />
Efendisin sen Başbakanım<br />
<br />
Türkiye'ye Toki'ye gettirdin<br />
<br />
Binlerce evsizlere evini verdin<br />
<br />
Bu garibanda bir ev ister<br />
<br />
Cömertsin Başbakanım<br />
<br />
İstsemezler Türkiye'de dürüst olanı<br />
<br />
Kapatmak isterler ampulleri<br />
<br />
Kapatamazlar ampulleri<br />
<br />
On yedi milyon seçmenin var Başbakanım<br />
<br />
cafesiyaset<br />
Bu haber toplam 157 defa okunmuştur.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[SEZAİ KARAKOÇ'TAN SİYASİ ELEŞTİRİLER]]></title>
			<link>http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3546</link>
			<pubDate>Tue, 03 Jun 2008 05:39:03 -0700</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3546</guid>
			<description><![CDATA[AKP'den MSP'ye, CHP'den İttihatçılara uzanan çizgiyi eleştiren ünlü şair ve Diriliş Partisi Genel Başkanı Sezai Karakoç 'AKP yürekli olsa CHP'ye kapatma davası açardı" dedi<br />
Sezai Karakoç, AKP'den MSP'ye, CHP'den İttihatçılara uzanan çizgiyi eleştirdi. AKP'yi korkaklıkla suçlayan Karakoç, "AKP yürekli olsa CHP'ye kapatma davası açardı" dedi. Karakoç, CHP ile koalisyon hükümetlerinde yer alan MSP ve MHP&#8217;nin de millete ihanet ettiğini savundu.<br />
<br />
Ünlü düşünür, şair ve Yüce Diriliş Partisi Genel Başkanı Sezai Karakoç, AK Parti&#8217;yi, kapatma davası karşısında &#8220;yüreksiz&#8221; ve &#8220;korkak&#8221; bir tavır sergilediği için eleştirerek, &#8220;AK Parti&#8217;nin bir dosya hazırlayıp, Anayasa Mahkemesi&#8217;ne CHP&#8217;nin kapatılması istemiyle dava açmalı&#8221; dedi.<br />
<br />
Partisinin son haftalık toplantısını gerçekleştiren Sezai Karakoç, toplantıda 2. Abdülhamit döneminden günümüze Türk siyasi hayatında gerçekleşen siyasal gelişmeler ışığında AK Parti&#8217;ye açılan kapatma davasını değerlendirdi.<br />
<br />
KAPATMA DAVASI VE İTTİHATÇI UZANTILAR<br />
<br />
AK Parti&#8217;ye açılan kapatma davası&#8217;nın altında yatan gerçekleri 2. Abdülhamit döneminde aramak gerektiğini belirten Karakoç, Abdülhamit&#8217;i deviren Jön Türkler ve İtihatçıların, bugünkü siyasal düzenin tohumlarını o dönemde attıklarını ileri sürdü.<br />
<br />
27 MAYIS DARBESİ'NDEN CHP KADAR DP'DE SORUMLU<br />
<br />
Sezai Karakoç, 27 Mayıs 1960&#8217;da gerçekleşen darbeden ittihatçıların uzantısı olan CHP kadar diğer uzantısı olan DP&#8217;nin de sorumlu olduğunu iddia etti. DP&#8217;nin iktidara geldikten sonra da eski alışkanlıklarına devam ederek, CHP gibi davrandığını ifade eden Karakoç, &#8220;başkasına muhalefet hakkı tanımayan Menderes&#8217;i Abdülhamit&#8217;e yaptıkları gibi devirdiler &#8221; dedi.<br />
<br />
CHP "FAŞİST", MSP VE MÇP "MÜSAADELİ" PARTİLER<br />
<br />
CHP&#8217;nin ittihatçıların uzantısı, faşist bir parti olduğunu söyleyen Karakoç, CHP dışındaki partiler MSP ve MÇP&#8217;nin &#8220;müsaadeli partiler&#8221; olduğunu ileri sürdü. Türkiye&#8217;de kurulan "sözde" İslamcı ve milliyetçi partilere de eleştiriler getiren YDH Başkanı Sezai Karakoç, başka oluşumlar içinden gelip, İslamcılık adına ortaya çıkanların esas İslamcı aydın kadronun önünü tıkadıklarına dikkat çekti. MSP ve MHP&#8217;yi milletine ihanet etmekle suçlayan ünlü düşünür, rahmetle anılmayan ittihatçıların uzantısı bir parti olan CHP ile 1974&#8217;de MSP, 1998&#8217;de de MHP&#8217;nin koalisyon kurmaya haklarının olmadığını vurguladı.<br />
<br />
AK PARTİ YÜREKLİYSE CHP'YE KAPATMA DAVASI AÇAR<br />
<br />
Sezai Karakoç, konuşmasının sonunda AK Parti&#8217;ye açılan kapatma davasını değerlendirdi. AK Parti&#8217;yi kapatma davası karşısında &#8220;yüreksiz&#8221; ve &#8220;korkak&#8221; bir tavır sergilediği için eleştiren Karakoç, &#8220;AK Parti&#8217;nin bir dosya hazırlayıp, Anayasa Mahkemesi&#8217;ne CHP&#8217;nin kapatılması istemiyle dava açmalı&#8221; dedi Karakoç, şöyle devam etti: AK Parti ne yapmalıydı? İsyan mı? Hayır! Erdoğan, çıkıp istifa edebilirdi. Ben olsam konuşur, gerçeği söylerim. Ondan sonra ne olursa olur. Ama onlarda onu söyleme cesareti, yürekliliği yoktur. Ülkenin ihtiyacı olan milletin bağrından çıkan partilerdir. Bu biz oluruz, başkası olur ama böyle partilerin çoğalması ve direnmesi gerekir. İşte o zaman legal &#8211; illegal ortaya çıkar. Bana kimse çıkıp da illegalsin diyemez. Bunu dedikleri zaman onlara haddini bildiririm. Ama bunu yapamıyor hiçbiri. AK Parti&#8217;de bir parça kendine güven olsa, hazırlar bir dosya CHP&#8217;nin kuruluşundan bugüne hiçbir zaman legal davranmadığını ve bu sebeple Anayasa Mahkemesi&#8217;nden CHP&#8217;nin kapatılmasını istemesi lazım. Bunu istemeye kanunen hakkı da vardır. Siyasi Partiler Kanunu&#8217;na göre bir partinin yasalara aykırı hareket ettiğini ileri sürerek o partinin kapatılması için Anayasa Mahkemesi&#8217;ne dava açabilirsin.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[AKP'den MSP'ye, CHP'den İttihatçılara uzanan çizgiyi eleştiren ünlü şair ve Diriliş Partisi Genel Başkanı Sezai Karakoç 'AKP yürekli olsa CHP'ye kapatma davası açardı" dedi<br />
Sezai Karakoç, AKP'den MSP'ye, CHP'den İttihatçılara uzanan çizgiyi eleştirdi. AKP'yi korkaklıkla suçlayan Karakoç, "AKP yürekli olsa CHP'ye kapatma davası açardı" dedi. Karakoç, CHP ile koalisyon hükümetlerinde yer alan MSP ve MHP&#8217;nin de millete ihanet ettiğini savundu.<br />
<br />
Ünlü düşünür, şair ve Yüce Diriliş Partisi Genel Başkanı Sezai Karakoç, AK Parti&#8217;yi, kapatma davası karşısında &#8220;yüreksiz&#8221; ve &#8220;korkak&#8221; bir tavır sergilediği için eleştirerek, &#8220;AK Parti&#8217;nin bir dosya hazırlayıp, Anayasa Mahkemesi&#8217;ne CHP&#8217;nin kapatılması istemiyle dava açmalı&#8221; dedi.<br />
<br />
Partisinin son haftalık toplantısını gerçekleştiren Sezai Karakoç, toplantıda 2. Abdülhamit döneminden günümüze Türk siyasi hayatında gerçekleşen siyasal gelişmeler ışığında AK Parti&#8217;ye açılan kapatma davasını değerlendirdi.<br />
<br />
KAPATMA DAVASI VE İTTİHATÇI UZANTILAR<br />
<br />
AK Parti&#8217;ye açılan kapatma davası&#8217;nın altında yatan gerçekleri 2. Abdülhamit döneminde aramak gerektiğini belirten Karakoç, Abdülhamit&#8217;i deviren Jön Türkler ve İtihatçıların, bugünkü siyasal düzenin tohumlarını o dönemde attıklarını ileri sürdü.<br />
<br />
27 MAYIS DARBESİ'NDEN CHP KADAR DP'DE SORUMLU<br />
<br />
Sezai Karakoç, 27 Mayıs 1960&#8217;da gerçekleşen darbeden ittihatçıların uzantısı olan CHP kadar diğer uzantısı olan DP&#8217;nin de sorumlu olduğunu iddia etti. DP&#8217;nin iktidara geldikten sonra da eski alışkanlıklarına devam ederek, CHP gibi davrandığını ifade eden Karakoç, &#8220;başkasına muhalefet hakkı tanımayan Menderes&#8217;i Abdülhamit&#8217;e yaptıkları gibi devirdiler &#8221; dedi.<br />
<br />
CHP "FAŞİST", MSP VE MÇP "MÜSAADELİ" PARTİLER<br />
<br />
CHP&#8217;nin ittihatçıların uzantısı, faşist bir parti olduğunu söyleyen Karakoç, CHP dışındaki partiler MSP ve MÇP&#8217;nin &#8220;müsaadeli partiler&#8221; olduğunu ileri sürdü. Türkiye&#8217;de kurulan "sözde" İslamcı ve milliyetçi partilere de eleştiriler getiren YDH Başkanı Sezai Karakoç, başka oluşumlar içinden gelip, İslamcılık adına ortaya çıkanların esas İslamcı aydın kadronun önünü tıkadıklarına dikkat çekti. MSP ve MHP&#8217;yi milletine ihanet etmekle suçlayan ünlü düşünür, rahmetle anılmayan ittihatçıların uzantısı bir parti olan CHP ile 1974&#8217;de MSP, 1998&#8217;de de MHP&#8217;nin koalisyon kurmaya haklarının olmadığını vurguladı.<br />
<br />
AK PARTİ YÜREKLİYSE CHP'YE KAPATMA DAVASI AÇAR<br />
<br />
Sezai Karakoç, konuşmasının sonunda AK Parti&#8217;ye açılan kapatma davasını değerlendirdi. AK Parti&#8217;yi kapatma davası karşısında &#8220;yüreksiz&#8221; ve &#8220;korkak&#8221; bir tavır sergilediği için eleştiren Karakoç, &#8220;AK Parti&#8217;nin bir dosya hazırlayıp, Anayasa Mahkemesi&#8217;ne CHP&#8217;nin kapatılması istemiyle dava açmalı&#8221; dedi Karakoç, şöyle devam etti: AK Parti ne yapmalıydı? İsyan mı? Hayır! Erdoğan, çıkıp istifa edebilirdi. Ben olsam konuşur, gerçeği söylerim. Ondan sonra ne olursa olur. Ama onlarda onu söyleme cesareti, yürekliliği yoktur. Ülkenin ihtiyacı olan milletin bağrından çıkan partilerdir. Bu biz oluruz, başkası olur ama böyle partilerin çoğalması ve direnmesi gerekir. İşte o zaman legal &#8211; illegal ortaya çıkar. Bana kimse çıkıp da illegalsin diyemez. Bunu dedikleri zaman onlara haddini bildiririm. Ama bunu yapamıyor hiçbiri. AK Parti&#8217;de bir parça kendine güven olsa, hazırlar bir dosya CHP&#8217;nin kuruluşundan bugüne hiçbir zaman legal davranmadığını ve bu sebeple Anayasa Mahkemesi&#8217;nden CHP&#8217;nin kapatılmasını istemesi lazım. Bunu istemeye kanunen hakkı da vardır. Siyasi Partiler Kanunu&#8217;na göre bir partinin yasalara aykırı hareket ettiğini ileri sürerek o partinin kapatılması için Anayasa Mahkemesi&#8217;ne dava açabilirsin.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[BARZANİ: BÖLGEMİZ TEHDİT ALTINDA]]></title>
			<link>http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3545</link>
			<pubDate>Tue, 03 Jun 2008 05:38:30 -0700</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3545</guid>
			<description><![CDATA[KUZEY Irak'taki bölgesel Kürt yönetimi ile Irak Kürdistan Demokrat Partisi'nin (IKDP) başkanı Mesut Barzani, `Kürdistan' olarak nitelendirdiği Kuzey Irak'ın günümüzde büyük tehdit altında olduğunu öne sürerken, tehdit unsurları arasında komşu ülkelerin de bulunduğunu, ABD'de yapılacak başkanlık seçimi ardından izlenecek Irak politikasının belli olmadığını söyledi<br />
Barzani, Irak Devlet Başkanı Celal Talabani'nin lideri olduğu Kürdistan Yurtseverler Birliği'nin (KYB) 33'üncü kuruluş yıldönümü nedeniyle Süleymaniye'de düzenlenen etkinliklere katıldı. Birçok Kürt kanalının canlı yayınladığı törende konuşan Mesut Barzani, geçmişte bölgedeki IKDP- KYB arasındaki yaklaşık 1000 kişinin öldüğü çatışmaya varan döneme değindi. İki Kürt grubu arasında imzalanan stratejik anlaşmanın derinleştirilmesini parti ve siyasi tarafların da buna destek olarak katılım göstermesini isteyen Mesut Barzani, şöyle dedi:<br />
<br />
"İç savaş ya da daha doğrusu kardeş öldürme savaşı, geçmişte meydana gelen güzel olmayan bir olaydı. Bu, şimdi tarih oldu ve herkes için derstir. İç savaşta şehit olanlar da hepimizin şehitleridir. Biz, iç savaşta şehit olanların ve bunların aileleri karşısında devamlı olarak mahcubiyet duyuyor, onlardan özür diliyoruz Bazı taraflar, IKDP ile KYB'yi otorite arzusu içinde olmakla suçluyor. Bölgemizde her şeye halk karar veriyor. IKDP ile KYB halkın oyları ile iktidarda bulunuyor."<br />
<br />
Mesut Barzani, günümüzde sadece geçmişten söz edemeyeceklerini bugüne ve geleceğe bakmak zorunda olduklarını bildirirken, "Kürdistan Bölgesi yine büyük tehdit altında. Hepimiz bunun için hazırlık yapmalı ve bunun hesabını yapmalıyız. Özellikle Kerkük ile ilgili Irak Daimi Anayasası'nın 140'ıncı maddesi, Irak'ın asayiş durumu, terörle mücadele, Irak'ta federal sistemin sabitleştirilmesi, komşu ülkelerin, müttefiklerin tutumu özellikle Amerika'da başkanlık seçimlerinden sonra yeni yönetimin Irak karşısındaki tutumunun hesabını yapmalıyız" de<br />
<br />
Bu haber toplam 260 defa okunmuştur.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[KUZEY Irak'taki bölgesel Kürt yönetimi ile Irak Kürdistan Demokrat Partisi'nin (IKDP) başkanı Mesut Barzani, `Kürdistan' olarak nitelendirdiği Kuzey Irak'ın günümüzde büyük tehdit altında olduğunu öne sürerken, tehdit unsurları arasında komşu ülkelerin de bulunduğunu, ABD'de yapılacak başkanlık seçimi ardından izlenecek Irak politikasının belli olmadığını söyledi<br />
Barzani, Irak Devlet Başkanı Celal Talabani'nin lideri olduğu Kürdistan Yurtseverler Birliği'nin (KYB) 33'üncü kuruluş yıldönümü nedeniyle Süleymaniye'de düzenlenen etkinliklere katıldı. Birçok Kürt kanalının canlı yayınladığı törende konuşan Mesut Barzani, geçmişte bölgedeki IKDP- KYB arasındaki yaklaşık 1000 kişinin öldüğü çatışmaya varan döneme değindi. İki Kürt grubu arasında imzalanan stratejik anlaşmanın derinleştirilmesini parti ve siyasi tarafların da buna destek olarak katılım göstermesini isteyen Mesut Barzani, şöyle dedi:<br />
<br />
"İç savaş ya da daha doğrusu kardeş öldürme savaşı, geçmişte meydana gelen güzel olmayan bir olaydı. Bu, şimdi tarih oldu ve herkes için derstir. İç savaşta şehit olanlar da hepimizin şehitleridir. Biz, iç savaşta şehit olanların ve bunların aileleri karşısında devamlı olarak mahcubiyet duyuyor, onlardan özür diliyoruz Bazı taraflar, IKDP ile KYB'yi otorite arzusu içinde olmakla suçluyor. Bölgemizde her şeye halk karar veriyor. IKDP ile KYB halkın oyları ile iktidarda bulunuyor."<br />
<br />
Mesut Barzani, günümüzde sadece geçmişten söz edemeyeceklerini bugüne ve geleceğe bakmak zorunda olduklarını bildirirken, "Kürdistan Bölgesi yine büyük tehdit altında. Hepimiz bunun için hazırlık yapmalı ve bunun hesabını yapmalıyız. Özellikle Kerkük ile ilgili Irak Daimi Anayasası'nın 140'ıncı maddesi, Irak'ın asayiş durumu, terörle mücadele, Irak'ta federal sistemin sabitleştirilmesi, komşu ülkelerin, müttefiklerin tutumu özellikle Amerika'da başkanlık seçimlerinden sonra yeni yönetimin Irak karşısındaki tutumunun hesabını yapmalıyız" de<br />
<br />
Bu haber toplam 260 defa okunmuştur.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[&quot;EGEMENLİK KİMİN, NİÇİN&quot;]]></title>
			<link>http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3544</link>
			<pubDate>Tue, 03 Jun 2008 05:37:59 -0700</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3544</guid>
			<description><![CDATA[Söz ve Adalet Dergisi son sayısında ağırlıklı olarak "egemenlik" konusunu inceliyor.<br />
Söz ve Adalet Dergisi Soruyor:<br />
<br />
"EGEMENLİK KİMİN, NİÇİN"<br />
<br />
Dergi, son sayısında ağırlıklı olarak "egemenlik" konusunu inceliyor. Derginin Editörü, Mehmet Yaşar Soyalan "Editör'den" köşesinde konuya şöyle bir giriş yapmış:<br />
<br />
"İnsanlık tarihi aslında bir egemenlikler tarihidir. Her bir canlı, bütün tecrübe ve enerjisini bulunduğu ortamın egemeni olmak için seferber eder. Bu tespit, yeryüzünün tek akıllı varlığı olan insanoğlu için özellikle geçerlidir. Akletmesi, bilgisi ve bilinçli bir şekilde üretmesi nedeniyle evrenin fiili hükümdarı olan insan, önünde hazır buldukları ile yetinmeyerek bazen çalışıp-çabalayarak, bazen üretip, inşa ederek, bazen çalıp-çırparak, gasp ederek, zorbalık yaparak elindekilerin sayısını arttırır. Bütün mücadelesi ve çabası, okuması, yazması, mal-mülk edinmesi elindekini çoğaltmaya, sahip olduklarının değerini arttırmaya yöneliktir. Her şeyin "en"i olmak isteyen bir damar var onda. "En güzel", "en yakışıklı", "en güçlü", "en zengin", "en çalışkan", "en bilgin", "en sevilen", en kıskanılan", "en mükemmel" "en güvenilir", "en zalim", "en yalancı", en zalim", "en cimri", "en&#8230;." Sanırım, bu durum, insanoğlunun mutlak egemenlik arayışının bir tezahürü sayılabilir.<br />
<br />
Bu nedenle, egemenlik, insanın hem cenneti hem cehennemi. cenneti; çünkü yeryüzünde adil bir sosyal yapı inşa ederek hem burayı, hem de ahireticennete dönüştürebilir. Cehennemi çünkü yeterli görmeme, hep daha fazlasına sahip olma ve ebedi yaşama tutkusu onu koku ve kıskançlığın esiri kılar. Bu durum, dünyasını acılara boğduğu gibi ahretini de acılara boğmasına neden olur. Bu nedenle egemenlik iki tarafı da kesin bıçak gibidir. Anlamı ve amacı kavranmazsa elinde tutanı da yaralar.<br />
<br />
Nedense hep cenneti arzu ettiğini söylemesine rağmen insanoğlu, dünyayı cehenneme çevirmek için elinden geleni yapıyor. Ancak, dünya cennetinde yaşayanlar esiri oldukları korkulardan mı yoksa mazlumların "ahı"nın tutmasından mıdır bilinmez bir türlü mutlu olamıyorlar."<br />
<br />
Egemenlik konusu, farklı on makalede tartışılmaya çalışılmış. Konu ile ilgili olarak, eski İstanbul Baro Başkanı Yücel Sayman ile bir röportaj da yapılmış. Egemenlik kavramının kendisinin ne olduğundan başlayarak, evrendeki egemenlikten yeryüzündeki egemenliğe, Allah'ın egemenliğinden insanın egemenliğine, hatta egemenliğin tarihi seyrine ve egemenlik biçimlerine kadar konu çok farklı boyutlarıyla ele alınmış. Ayrıca, Said Halim Paşa'nın konu ile ilgili kıymetli bir çalışmasını da dosya içerisinde bulacaksınız. "İslam'da Teşkilat-ı Siyasiye", ismiyle bilinen bu önemli çalışma "İslâm cemiyetinin tanzimine dair bazı notlar" başlığı altında yayınlanmış. Dosyayı Ömer Hakan Özalp düzenleyip yayına hazırlamış. Dosyada yer alan makalelerin başlıkları şöyle;<br />
<br />
Doç. Dr. Mehmet Evkuran: "Egemenlik, İtaat ve Disiplinin Kurulması Üzerine"<br />
<br />
Mehmet Yaşar Soyalan: "Doğal/İlahî Egemenlikten İnsanî Egemenliğe" "-İnsanın Mutlak Egemenlik ve Ölümsüzlük Arayışı-"<br />
<br />
Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün: "Ontolojik Egemenlikten Egemenliğin Ontolojisine"<br />
<br />
R. İhsan ELİAÇIK: "Üç tarz-ı İlahiyat, Devlet ve Egemenlik"<br />
<br />
Doç. Dr. Ramazan Yelken: "Elitler Cumhuriyeti ya da "Karizmanın Rutinleşmesi"<br />
<br />
Dr. Mehmet Birsin: "Siyasal İktidarın Meşruiyet Aracı Olarak Egemenlik (I)&#8212;Bir Kaçış ve Kutsayış Öyküsü&#8212;"<br />
<br />
MUSA Şimşekçakan: "Cehalet Egemen Olursa Cehennem Kıpraşır&#8212;Zalimlerin canı cehenneme&#8212;"<br />
<br />
Altay Ünaltay: "Postmodern Demokratik Şizofreniye Karşı Doğu ve Batı'da Kutsal Devlet Arayışı."<br />
<br />
Cemal Şakar: "Bir Tahakküm Aracı Olarak Seçkinci Sanat."<br />
<br />
Ayrıca İhsan Eliaçık; giriş yazısında, "Egemenlik kayıtsız şartsız kimindir?" diye sorarak konuyu tartışmaya açmış ve yazısını şöyle bitirmiş: "Mesele, "Allah" veya "millet" diye diye kendine yontanların bulunmasıdır. Bunları ortaya atarak, bunların yüksek karizmasından yararlanarak kendi egemenliklerini kurmak veya sürdürmek isteyenlerin bulunmasıdır.<br />
<br />
Bunun için egemenlik kimin tartışması gereklidir. Üzerinde ne kadar durulsa azdır. İslam'da dini düşüncenin yeniden inşası çabalarının en önemli saç ayaklarından birisi de işte bu egemenlik meselesidir.<br />
<br />
İkincileri (şef'i), aracıları ve komisyoncuları çıkararak aradan, doğrudan doğruya "Cenâb-ı Hakkın" yani gerçeğin, hakkın, adaletin, doğruluğun, dürüstlüğün kayıtsız şartsız hakimiyeti, "Milletin" yani ortak iyinin kayıtsız şartsız egemenliği nasıl sağlanacak?<br />
<br />
İşte bunu tartışmamız gerekiyor."<br />
<br />
Dergide dosya yazıları dışında da birbirindeni ilginç konuları işleyen farklı makaleler yer almış. İlhami Karabulut'un titiz bir çalışma ile kaleme aldığı, Ömer Rıza Doğrul'un Meal-tefsirinin tahrif hikâyesi ve Sudanlı yazar ve hareket adamı Muhammet Taha'nın "İslam'da Birey ve Toplum" adlı makalesi bunlardan ikisi. Prof. Dr. İlhami Güler'in "Türkiye'nin ABD -AB Aynasında Kimlik ve Meşruiyet Arama Serüveni" ve İslam Özkan'ın "ABD'nin Lübnan, Filistin ve Irak'ta Sıkışan Küresel Politikaları" güncel analizleri de önemli mesajlar içeriyor.<br />
<br />
Söz ve Adalet Dergisi diğer dergilerden farklı olarak, her aya bir hatırata yer veriyor. İlk dört sayısında 31 Mart vakasını dört farklı cepheden sunduktan sonra bu sayısında Emin Sazak'ın "Cumhuriyet'in ilk yılları" anılarına yer veriyor. Hatıratları Sinan Tavukçu hazırlıyor. Bu sayıda ayrıca yeni açılan İstanbul Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi hakkında da geniş bir değerlendirme yazısı yer almış. Ayrıca Sinan Tavukçu'nun karikatürü de görülmeye değer.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Söz ve Adalet Dergisi son sayısında ağırlıklı olarak "egemenlik" konusunu inceliyor.<br />
Söz ve Adalet Dergisi Soruyor:<br />
<br />
"EGEMENLİK KİMİN, NİÇİN"<br />
<br />
Dergi, son sayısında ağırlıklı olarak "egemenlik" konusunu inceliyor. Derginin Editörü, Mehmet Yaşar Soyalan "Editör'den" köşesinde konuya şöyle bir giriş yapmış:<br />
<br />
"İnsanlık tarihi aslında bir egemenlikler tarihidir. Her bir canlı, bütün tecrübe ve enerjisini bulunduğu ortamın egemeni olmak için seferber eder. Bu tespit, yeryüzünün tek akıllı varlığı olan insanoğlu için özellikle geçerlidir. Akletmesi, bilgisi ve bilinçli bir şekilde üretmesi nedeniyle evrenin fiili hükümdarı olan insan, önünde hazır buldukları ile yetinmeyerek bazen çalışıp-çabalayarak, bazen üretip, inşa ederek, bazen çalıp-çırparak, gasp ederek, zorbalık yaparak elindekilerin sayısını arttırır. Bütün mücadelesi ve çabası, okuması, yazması, mal-mülk edinmesi elindekini çoğaltmaya, sahip olduklarının değerini arttırmaya yöneliktir. Her şeyin "en"i olmak isteyen bir damar var onda. "En güzel", "en yakışıklı", "en güçlü", "en zengin", "en çalışkan", "en bilgin", "en sevilen", en kıskanılan", "en mükemmel" "en güvenilir", "en zalim", "en yalancı", en zalim", "en cimri", "en&#8230;." Sanırım, bu durum, insanoğlunun mutlak egemenlik arayışının bir tezahürü sayılabilir.<br />
<br />
Bu nedenle, egemenlik, insanın hem cenneti hem cehennemi. cenneti; çünkü yeryüzünde adil bir sosyal yapı inşa ederek hem burayı, hem de ahireticennete dönüştürebilir. Cehennemi çünkü yeterli görmeme, hep daha fazlasına sahip olma ve ebedi yaşama tutkusu onu koku ve kıskançlığın esiri kılar. Bu durum, dünyasını acılara boğduğu gibi ahretini de acılara boğmasına neden olur. Bu nedenle egemenlik iki tarafı da kesin bıçak gibidir. Anlamı ve amacı kavranmazsa elinde tutanı da yaralar.<br />
<br />
Nedense hep cenneti arzu ettiğini söylemesine rağmen insanoğlu, dünyayı cehenneme çevirmek için elinden geleni yapıyor. Ancak, dünya cennetinde yaşayanlar esiri oldukları korkulardan mı yoksa mazlumların "ahı"nın tutmasından mıdır bilinmez bir türlü mutlu olamıyorlar."<br />
<br />
Egemenlik konusu, farklı on makalede tartışılmaya çalışılmış. Konu ile ilgili olarak, eski İstanbul Baro Başkanı Yücel Sayman ile bir röportaj da yapılmış. Egemenlik kavramının kendisinin ne olduğundan başlayarak, evrendeki egemenlikten yeryüzündeki egemenliğe, Allah'ın egemenliğinden insanın egemenliğine, hatta egemenliğin tarihi seyrine ve egemenlik biçimlerine kadar konu çok farklı boyutlarıyla ele alınmış. Ayrıca, Said Halim Paşa'nın konu ile ilgili kıymetli bir çalışmasını da dosya içerisinde bulacaksınız. "İslam'da Teşkilat-ı Siyasiye", ismiyle bilinen bu önemli çalışma "İslâm cemiyetinin tanzimine dair bazı notlar" başlığı altında yayınlanmış. Dosyayı Ömer Hakan Özalp düzenleyip yayına hazırlamış. Dosyada yer alan makalelerin başlıkları şöyle;<br />
<br />
Doç. Dr. Mehmet Evkuran: "Egemenlik, İtaat ve Disiplinin Kurulması Üzerine"<br />
<br />
Mehmet Yaşar Soyalan: "Doğal/İlahî Egemenlikten İnsanî Egemenliğe" "-İnsanın Mutlak Egemenlik ve Ölümsüzlük Arayışı-"<br />
<br />
Prof. Dr. Şaban Ali Düzgün: "Ontolojik Egemenlikten Egemenliğin Ontolojisine"<br />
<br />
R. İhsan ELİAÇIK: "Üç tarz-ı İlahiyat, Devlet ve Egemenlik"<br />
<br />
Doç. Dr. Ramazan Yelken: "Elitler Cumhuriyeti ya da "Karizmanın Rutinleşmesi"<br />
<br />
Dr. Mehmet Birsin: "Siyasal İktidarın Meşruiyet Aracı Olarak Egemenlik (I)&#8212;Bir Kaçış ve Kutsayış Öyküsü&#8212;"<br />
<br />
MUSA Şimşekçakan: "Cehalet Egemen Olursa Cehennem Kıpraşır&#8212;Zalimlerin canı cehenneme&#8212;"<br />
<br />
Altay Ünaltay: "Postmodern Demokratik Şizofreniye Karşı Doğu ve Batı'da Kutsal Devlet Arayışı."<br />
<br />
Cemal Şakar: "Bir Tahakküm Aracı Olarak Seçkinci Sanat."<br />
<br />
Ayrıca İhsan Eliaçık; giriş yazısında, "Egemenlik kayıtsız şartsız kimindir?" diye sorarak konuyu tartışmaya açmış ve yazısını şöyle bitirmiş: "Mesele, "Allah" veya "millet" diye diye kendine yontanların bulunmasıdır. Bunları ortaya atarak, bunların yüksek karizmasından yararlanarak kendi egemenliklerini kurmak veya sürdürmek isteyenlerin bulunmasıdır.<br />
<br />
Bunun için egemenlik kimin tartışması gereklidir. Üzerinde ne kadar durulsa azdır. İslam'da dini düşüncenin yeniden inşası çabalarının en önemli saç ayaklarından birisi de işte bu egemenlik meselesidir.<br />
<br />
İkincileri (şef'i), aracıları ve komisyoncuları çıkararak aradan, doğrudan doğruya "Cenâb-ı Hakkın" yani gerçeğin, hakkın, adaletin, doğruluğun, dürüstlüğün kayıtsız şartsız hakimiyeti, "Milletin" yani ortak iyinin kayıtsız şartsız egemenliği nasıl sağlanacak?<br />
<br />
İşte bunu tartışmamız gerekiyor."<br />
<br />
Dergide dosya yazıları dışında da birbirindeni ilginç konuları işleyen farklı makaleler yer almış. İlhami Karabulut'un titiz bir çalışma ile kaleme aldığı, Ömer Rıza Doğrul'un Meal-tefsirinin tahrif hikâyesi ve Sudanlı yazar ve hareket adamı Muhammet Taha'nın "İslam'da Birey ve Toplum" adlı makalesi bunlardan ikisi. Prof. Dr. İlhami Güler'in "Türkiye'nin ABD -AB Aynasında Kimlik ve Meşruiyet Arama Serüveni" ve İslam Özkan'ın "ABD'nin Lübnan, Filistin ve Irak'ta Sıkışan Küresel Politikaları" güncel analizleri de önemli mesajlar içeriyor.<br />
<br />
Söz ve Adalet Dergisi diğer dergilerden farklı olarak, her aya bir hatırata yer veriyor. İlk dört sayısında 31 Mart vakasını dört farklı cepheden sunduktan sonra bu sayısında Emin Sazak'ın "Cumhuriyet'in ilk yılları" anılarına yer veriyor. Hatıratları Sinan Tavukçu hazırlıyor. Bu sayıda ayrıca yeni açılan İstanbul Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi hakkında da geniş bir değerlendirme yazısı yer almış. Ayrıca Sinan Tavukçu'nun karikatürü de görülmeye değer.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[EMİNE AYNA İLK TOPLANTIYA GEÇ KALDI!]]></title>
			<link>http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3543</link>
			<pubDate>Tue, 03 Jun 2008 05:37:17 -0700</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3543</guid>
			<description><![CDATA[DTP Grubu yine toplanamadı<br />
DTP Grup Başkanı Emine Ayna'nın gecikmesi<br />
<br />
nedeniyle grup toplantısı iptal edildi.<br />
<br />
DTP Grup Amiri Mehmet Ali Oral, grup toplantı salonunda bekleyen<br />
<br />
partililere, toplantının iptal edildiğini bildirdi.<br />
<br />
Oral, Grup Başkanı Emine Ayna'nın Diyarbakır'da bulunduğunu ve uçağının<br />
<br />
rötar yaptığını belirterek, grup toplantısının yapılmayacağını kaydetti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[DTP Grubu yine toplanamadı<br />
DTP Grup Başkanı Emine Ayna'nın gecikmesi<br />
<br />
nedeniyle grup toplantısı iptal edildi.<br />
<br />
DTP Grup Amiri Mehmet Ali Oral, grup toplantı salonunda bekleyen<br />
<br />
partililere, toplantının iptal edildiğini bildirdi.<br />
<br />
Oral, Grup Başkanı Emine Ayna'nın Diyarbakır'da bulunduğunu ve uçağının<br />
<br />
rötar yaptığını belirterek, grup toplantısının yapılmayacağını kaydetti.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[EMİNE AYNA İLK TOPLANTIYA GEÇ KALDI!]]></title>
			<link>http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3542</link>
			<pubDate>Tue, 03 Jun 2008 05:37:16 -0700</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3542</guid>
			<description><![CDATA[]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[DOMATES FİYATINA RUSYA DARBESİ]]></title>
			<link>http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3541</link>
			<pubDate>Tue, 03 Jun 2008 05:34:38 -0700</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3541</guid>
			<description><![CDATA[Rusya'nın zirai ilaç kalıntısı nedeniyle Türkiye'den yaş meyve sebze alımını 7 Haziran tarihinden itibaren durdurma kararı alması, domates fiyatlarını iç pazarda yarı yarıya ucuzlattı.<br />
Antalya Toptancı Hali'nden edinilen bilgiye göre, yaz mevsimi nedeniyle ürünün bollaşmasıyla yaş meyve sebze fiyatlarının bazıları ucuzladı.<br />
<br />
Geçtiğimiz haftaya kadar toptancı halinde yüksek fiyattan satılan domates haftaya yarı yarıya ucuzlayarak girdi. Geçen hafta 1.60 YTL'den alıcı bulan domates bu hafta 80 YKr'den satışa sunuldu.<br />
<br />
Ucuzlayan ürünler<br />
<br />
Antalya toptancı halinde kaliforniya biberi 200 YKr, kapya biberi 150 YKr, cam sera domates 20 YKr, salkım domates 80 YKr, taze fasulye 10 YKr, dekorluk kabak 20 YKr, Aysberk marul 10 YKr, patlıcan 20 YKr ucuzladı.<br />
<br />
Geçen haftaya göre, arakanın fiyatı 10 YKr, dolmalık biberin 10 YKr, sivri biberin 10 YKr, brokolinin 40 YKr, karnabaharın 20 YKr, düz marulun 10 YKr, salatalığın fiyatı ise 10 YKr arttı.<br />
<br />
Yetkililer, zirai ilaç kalıntısı nedeniyle Rusya'nın 7 Haziran tarihinden itibaren Türkiye'den yaş meyve sebze alımını durdurma kararı alması nedeniyle ihracatın yavaşladığını ve bazı sebze fiyatlarının ucuzladığını bildirdi.<br />
<br />
Bu arada söz konusu karar, en çok domates fiyatlarını etkiledi. Geçen hafta 1.80 YTL'den işlem gören domates haftaya 80 YKr'den başladı.<br />
<br />
İhracatçı panikte<br />
<br />
Antalya İhracatçı Birlikleri (AİB) Başkanı Mustafa Satıcı, Rusya'nın Türkiye'den yaş meyve sebze alımını durdurma kararının henüz kendilerine ulaşmadığını söyledi.<br />
<br />
Mevcut durumda Rusya'nın ihracatçı firmalara gümrük kapılarında zorluk çıkartmaya başladığını anlatan Satıcı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile sürekli görüşme halinde olduklarını vurguladı.<br />
<br />
İhracatçının panik halinde olduğunu anlatan Satıcı, "Rusya'nın domates, limon, patlıcan, patates ve üzümde kendi standartlarının üzerinde zirai ilaç kalıntısı olduğu gerekçesiyle Türkiye'den ithalatı durduracağı konusunu, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı yakından takip ediyor. İhracatçı panik halinde. Çünkü Rusya'ya gidecek gemilerde ve yollarda çok sayıda tır var. Ne olacağını bilmiyoruz" dedi.<br />
<br />
Rus İnterfaks ajansı ise dünkü haberinde, Rusya Bitki Koruma Dairesi'nin (Rosselhazdarzor) Türkiye'den domates, patlıcan, patates, üzüm ve limon ithalatını, bazı ürünlerde prestit ile nitrat adlı kimyasal maddelerin 'izin verilen orandan yüksek olması' nedeniyle 7 Haziran'dan itibaren durdurma kararı aldığını duyurmuştu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Rusya'nın zirai ilaç kalıntısı nedeniyle Türkiye'den yaş meyve sebze alımını 7 Haziran tarihinden itibaren durdurma kararı alması, domates fiyatlarını iç pazarda yarı yarıya ucuzlattı.<br />
Antalya Toptancı Hali'nden edinilen bilgiye göre, yaz mevsimi nedeniyle ürünün bollaşmasıyla yaş meyve sebze fiyatlarının bazıları ucuzladı.<br />
<br />
Geçtiğimiz haftaya kadar toptancı halinde yüksek fiyattan satılan domates haftaya yarı yarıya ucuzlayarak girdi. Geçen hafta 1.60 YTL'den alıcı bulan domates bu hafta 80 YKr'den satışa sunuldu.<br />
<br />
Ucuzlayan ürünler<br />
<br />
Antalya toptancı halinde kaliforniya biberi 200 YKr, kapya biberi 150 YKr, cam sera domates 20 YKr, salkım domates 80 YKr, taze fasulye 10 YKr, dekorluk kabak 20 YKr, Aysberk marul 10 YKr, patlıcan 20 YKr ucuzladı.<br />
<br />
Geçen haftaya göre, arakanın fiyatı 10 YKr, dolmalık biberin 10 YKr, sivri biberin 10 YKr, brokolinin 40 YKr, karnabaharın 20 YKr, düz marulun 10 YKr, salatalığın fiyatı ise 10 YKr arttı.<br />
<br />
Yetkililer, zirai ilaç kalıntısı nedeniyle Rusya'nın 7 Haziran tarihinden itibaren Türkiye'den yaş meyve sebze alımını durdurma kararı alması nedeniyle ihracatın yavaşladığını ve bazı sebze fiyatlarının ucuzladığını bildirdi.<br />
<br />
Bu arada söz konusu karar, en çok domates fiyatlarını etkiledi. Geçen hafta 1.80 YTL'den işlem gören domates haftaya 80 YKr'den başladı.<br />
<br />
İhracatçı panikte<br />
<br />
Antalya İhracatçı Birlikleri (AİB) Başkanı Mustafa Satıcı, Rusya'nın Türkiye'den yaş meyve sebze alımını durdurma kararının henüz kendilerine ulaşmadığını söyledi.<br />
<br />
Mevcut durumda Rusya'nın ihracatçı firmalara gümrük kapılarında zorluk çıkartmaya başladığını anlatan Satıcı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile sürekli görüşme halinde olduklarını vurguladı.<br />
<br />
İhracatçının panik halinde olduğunu anlatan Satıcı, "Rusya'nın domates, limon, patlıcan, patates ve üzümde kendi standartlarının üzerinde zirai ilaç kalıntısı olduğu gerekçesiyle Türkiye'den ithalatı durduracağı konusunu, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı yakından takip ediyor. İhracatçı panik halinde. Çünkü Rusya'ya gidecek gemilerde ve yollarda çok sayıda tır var. Ne olacağını bilmiyoruz" dedi.<br />
<br />
Rus İnterfaks ajansı ise dünkü haberinde, Rusya Bitki Koruma Dairesi'nin (Rosselhazdarzor) Türkiye'den domates, patlıcan, patates, üzüm ve limon ithalatını, bazı ürünlerde prestit ile nitrat adlı kimyasal maddelerin 'izin verilen orandan yüksek olması' nedeniyle 7 Haziran'dan itibaren durdurma kararı aldığını duyurmuştu.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[KANADOĞLU'NDAN TARTIŞMAYA YENİ BOYUT]]></title>
			<link>http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3540</link>
			<pubDate>Tue, 03 Jun 2008 05:33:56 -0700</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3540</guid>
			<description><![CDATA[Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, türban davasında alınacak bir kararın, AKP'nin kapatılmasıyla ilgili davayı etkileyip etkilemeyeceğine ilişkin konuştu<br />
Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, türban davasında alınacak bir kararın, AKP'nin kapatılmasıyla ilgili davayı etkileyip etkilemeyeceğine ilişkin, &#8220;Türban davasında verilecek üç karardan bir tanesi kapatma davasına etkili olabilir. Yani iptal edilirse, elbetteki diğeri için ışık tutabilir gösterge olabilir. Ama red kararları halinde, ister şekil yönünden olsun, ister yorumlu red olsun, hiçbir şekilde etkisi olmaz&#8221; dedi.<br />
<br />
Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, EkoEnerji Dergisi'nin bu ayki sayısında yer alan röportajında, AKP&#8217;ye açılan kapatma davası ve türban davasına ilişkin görüşlerini aktardı. Üniversitelerde türbana serbestlik getiren Anayasa değişikliğinin iptali istemiyle açılan davanın, kapatma davası kararına ışık tutacağı şeklindeki görüşleri değerlendiren Kanadoğlu şöyle konuştu:<br />
<br />
&#8220;Orada aslında ne karar verileceği konusunda tahminde bulunmak yanlış. Ama daha önceden, yani türban davası açılmadan önce ne karar verilebileceği konusunu ben tartışmıştım. Üç türlü karar verilebilir.<br />
<br />
Birincisi şekil yönünden red kararı verilebilir. Şimdi şekil yönünden red kararı, şunu ifade eder: Anayasa Mahkemesi, Anayasa&#8217;nın 148&#8217;inci maddesi gereği Anayasa değişikliklerini sadece şekil yönünden, o da sınırlıdır ve nedir o? Teklif ve oy çoğunluğu yönünden inceleyebilir ve ivedilikle görüşülüp görüşülmediğine bakar. Eğer bu şartlar tamamsa, onu reddetmek durumundadır. Tabii buna karşı görüş de vardır, ki ben de o görüşü çok dillendirdim.<br />
<br />
-&#8220;TÜRBAN DAVASINDA ŞEKİL YÖNÜNDEN REDDEN ÖNCE, DEĞİŞİKLİĞİN TEKLİF EDİLEBİLİR OLUP OLMADIĞINA BAKMAK LAZIM&#8221;<br />
<br />
Her şeyden önce teklif yetersayısının olup olmadığını değil, onun teklif edilip edilemeyeceğini de Anayasa Mahkemesi incelemek durumundadır. Yani ilk üç madde ve başlangıçtaki ilkelerin değiştirilmesi, kaldırılması teklif dahi edilemez. Eğer siz o üç maddeyle başlangıçtaki ilkeleri yozlaştıracak, sulandıracak ve bir değişik durumda işlemez hale getirecek bir değişiklik yaparsanız, Anayasa Mahkemesi, &#8216;Teklif yetersayısı vardır. Ben başka bir şeye bakmam&#8217; diyemez. Çünkü, ortada teklif edilemezlik durumu vardır.<br />
<br />
Teklif yetersayısının olup olmadığı, yani 184 kişi tarafından teklif edilip edilmediği veya 330 ile daha sonraki oy çoğunluğunu alıp almadığı konusundan önce, o teklifin, teklif edilebilir olup olmadığını Anayasa Mahkemesi incelemek durumundadır. Onu incelediği zaman esasına girmek mecburiyetindedir. Yoksa, o 4&#8217;üncü maddenin hiçbir değeri ve yaptırım gücü kalmaz. Siz onları orada bırakırsanız, öbür maddelerle onu sulandırırsınız. Buna Anayasa&#8217;nın ruhu, yani özü ve sözü müsaade etmez. Birinci seçenek bu.<br />
<br />
-&#8220;DEĞİŞİKLİĞİN TÜRBAN YASAĞINI KALDIRMADIĞI YORUMUYLA RED&#8221;<br />
<br />
İkinci kararın &#8220;yorumlu red&#8221; olabileceğini belirten Kanadoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:<br />
<br />
&#8220;Yorumlu red de şudur: Şimdi 10&#8217;uncu ve 42&#8217;nci maddede yapılan değişiklikler, Anayasa&#8217;nın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen laiklik ilkesine aykırı bir durum yaratır mı yaratmaz mı? Anayasa Mahkemesi şunu söyleyebilir, &#8216;Evet bu 10 ve 42&#8217;nci maddelerde değişiklik yapılmıştır, ama bu değişiklikler 10&#8217;uncu ve 42&#8217;nci maddelerin kapsamını değiştirecek bir durum yaratmamıştır, yani anılan maddelere yeni bir anlam eklenmemiştir bu değişikliklerle. Bizim kararımız da ortadadır. Yani, türban bir siyasi simge olarak kabul edilmiştir ve türban laiklik karşıtı bir eylem olarak üniversitelere giremez. Bizim kararımız geçerli. Bunu değiştirecek bir hüküm olmadığı için ve bu YÖK Kanunu&#8217;nun Ek 17&#8217;nci maddesinde de bir değişiklik yapılmadığı sürece bizim kararımız geçerlidir, onun için de bu değişikliğin bir değeri yoktur. Red&#8217;<br />
<br />
-&#8220;DEĞİŞİKLİK GEREKÇESİNDEKİ AMACA BAKIP İPTAL ETMEK&#8221;<br />
<br />
Üçüncü bir karar şu olabilir: Şimdi her ne kadar 10&#8217;uncu ve 42&#8217;nci madde herhangi bir değişiklik yaratmamaktadır ki bana göre de öyle, ama bu değişiklik önerisinin gerekçesinde bunun hangi amaçla yapıldığı yazılı. &#8216;Bu değişikliğin türbanı serbest bırakmak amacıyla yapıldığı yazılı olduğuna göre&#8217; deyip, iptal de edebilir.<br />
<br />
-&#8220;TÜRBAN DAVASI KARARI AKP KAPATMA DAVASINA IŞIK TUTAR DEME OLANAĞI YOK&#8221;<br />
<br />
Bu üç karardan sadece bir tanesinin kapatma davasına etkili olabileceğini kaydeden Kanadoğlu, &#8220;Yani iptal edilirse, elbetteki diğeri için bir ışık tutabilir, gösterge olabilir&#8221; dedi.<br />
<br />
Red kararlarının, kapatma davası üzerinde hiçbir şekilde etkisi olamayacağına dikkat çeken Kanadoğlu, &#8220;İster şekil yönünden olsun, ister yorumlu red olsun, hiçbir şekilde etkisi olmaz. Neden olmaz? Şimdi her şeyden önce Refah ve Fazilet davalarının kararlarına bakmak lazım. Bu iki kararda da Anayasa Mahkemesi bu şekilde bir değişikliğin de ötesinde, yahut öncesinde, böyle bir isteğin yapılmış olmasını dahi laiklik ilkesine aykırı bir davranış, bir eylem olarak kabul etmiştir. Onun için hele de davanın yani iddianamenin tek bu sebebe dayanmadığını da dikkate alırsak ki 60 küsur sebepten biridir, o zaman bu öbürüne ışık tutar deme olanağı yok&#8221; diye konuştu.<br />
<br />
-&#8220;YARGITAY BİLDİRİSİ KARŞISINDA İKTİDAR EN BÜYÜK HATAYI YAPTI&#8221;<br />
<br />
Kanadoğlu, Yargıtay ve Danıştay Başkanlar Kurulu bildirileriyle hükümet ve yargı arasında yaşanan gerilime de değinerek, &#8220;Yargıtay&#8217;ın açıklaması siyasi iktidar tarafından siyasi bir bildiri olarak nitelendirildi ve çok ağır sözler söylendi. Yapılabilecek en büyük hata budur&#8221; dedi. Siyasi iktidarın öncelikle bildiriyi yayınlamayı gerektirecek nedenlerin üzerinde durması gerektiğini ifade eden Kanadoğlu, &#8220;Ondan sonra da o bildirinin içeriğine uygun hareket etmenin, herhalde Türkiye&#8217;deki rejimi selamete çıkaracak bir neden olduğunu düşünmeli. Ancak öyle olmadı, karşı saldırılar oldu. Yine aslında hiç söylenmemesi lazım gelen, şimdi ben söylerken dahi üzüldüğüm, &#8216;Dam üstünde saksağan&#8217; nitelendirmesi yapıldı. Bu olayın nasıl algılandığını ortaya koyacak iyi bir örnektir&#8221; diye konuştu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, türban davasında alınacak bir kararın, AKP'nin kapatılmasıyla ilgili davayı etkileyip etkilemeyeceğine ilişkin konuştu<br />
Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, türban davasında alınacak bir kararın, AKP'nin kapatılmasıyla ilgili davayı etkileyip etkilemeyeceğine ilişkin, &#8220;Türban davasında verilecek üç karardan bir tanesi kapatma davasına etkili olabilir. Yani iptal edilirse, elbetteki diğeri için ışık tutabilir gösterge olabilir. Ama red kararları halinde, ister şekil yönünden olsun, ister yorumlu red olsun, hiçbir şekilde etkisi olmaz&#8221; dedi.<br />
<br />
Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, EkoEnerji Dergisi'nin bu ayki sayısında yer alan röportajında, AKP&#8217;ye açılan kapatma davası ve türban davasına ilişkin görüşlerini aktardı. Üniversitelerde türbana serbestlik getiren Anayasa değişikliğinin iptali istemiyle açılan davanın, kapatma davası kararına ışık tutacağı şeklindeki görüşleri değerlendiren Kanadoğlu şöyle konuştu:<br />
<br />
&#8220;Orada aslında ne karar verileceği konusunda tahminde bulunmak yanlış. Ama daha önceden, yani türban davası açılmadan önce ne karar verilebileceği konusunu ben tartışmıştım. Üç türlü karar verilebilir.<br />
<br />
Birincisi şekil yönünden red kararı verilebilir. Şimdi şekil yönünden red kararı, şunu ifade eder: Anayasa Mahkemesi, Anayasa&#8217;nın 148&#8217;inci maddesi gereği Anayasa değişikliklerini sadece şekil yönünden, o da sınırlıdır ve nedir o? Teklif ve oy çoğunluğu yönünden inceleyebilir ve ivedilikle görüşülüp görüşülmediğine bakar. Eğer bu şartlar tamamsa, onu reddetmek durumundadır. Tabii buna karşı görüş de vardır, ki ben de o görüşü çok dillendirdim.<br />
<br />
-&#8220;TÜRBAN DAVASINDA ŞEKİL YÖNÜNDEN REDDEN ÖNCE, DEĞİŞİKLİĞİN TEKLİF EDİLEBİLİR OLUP OLMADIĞINA BAKMAK LAZIM&#8221;<br />
<br />
Her şeyden önce teklif yetersayısının olup olmadığını değil, onun teklif edilip edilemeyeceğini de Anayasa Mahkemesi incelemek durumundadır. Yani ilk üç madde ve başlangıçtaki ilkelerin değiştirilmesi, kaldırılması teklif dahi edilemez. Eğer siz o üç maddeyle başlangıçtaki ilkeleri yozlaştıracak, sulandıracak ve bir değişik durumda işlemez hale getirecek bir değişiklik yaparsanız, Anayasa Mahkemesi, &#8216;Teklif yetersayısı vardır. Ben başka bir şeye bakmam&#8217; diyemez. Çünkü, ortada teklif edilemezlik durumu vardır.<br />
<br />
Teklif yetersayısının olup olmadığı, yani 184 kişi tarafından teklif edilip edilmediği veya 330 ile daha sonraki oy çoğunluğunu alıp almadığı konusundan önce, o teklifin, teklif edilebilir olup olmadığını Anayasa Mahkemesi incelemek durumundadır. Onu incelediği zaman esasına girmek mecburiyetindedir. Yoksa, o 4&#8217;üncü maddenin hiçbir değeri ve yaptırım gücü kalmaz. Siz onları orada bırakırsanız, öbür maddelerle onu sulandırırsınız. Buna Anayasa&#8217;nın ruhu, yani özü ve sözü müsaade etmez. Birinci seçenek bu.<br />
<br />
-&#8220;DEĞİŞİKLİĞİN TÜRBAN YASAĞINI KALDIRMADIĞI YORUMUYLA RED&#8221;<br />
<br />
İkinci kararın &#8220;yorumlu red&#8221; olabileceğini belirten Kanadoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:<br />
<br />
&#8220;Yorumlu red de şudur: Şimdi 10&#8217;uncu ve 42&#8217;nci maddede yapılan değişiklikler, Anayasa&#8217;nın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen laiklik ilkesine aykırı bir durum yaratır mı yaratmaz mı? Anayasa Mahkemesi şunu söyleyebilir, &#8216;Evet bu 10 ve 42&#8217;nci maddelerde değişiklik yapılmıştır, ama bu değişiklikler 10&#8217;uncu ve 42&#8217;nci maddelerin kapsamını değiştirecek bir durum yaratmamıştır, yani anılan maddelere yeni bir anlam eklenmemiştir bu değişikliklerle. Bizim kararımız da ortadadır. Yani, türban bir siyasi simge olarak kabul edilmiştir ve türban laiklik karşıtı bir eylem olarak üniversitelere giremez. Bizim kararımız geçerli. Bunu değiştirecek bir hüküm olmadığı için ve bu YÖK Kanunu&#8217;nun Ek 17&#8217;nci maddesinde de bir değişiklik yapılmadığı sürece bizim kararımız geçerlidir, onun için de bu değişikliğin bir değeri yoktur. Red&#8217;<br />
<br />
-&#8220;DEĞİŞİKLİK GEREKÇESİNDEKİ AMACA BAKIP İPTAL ETMEK&#8221;<br />
<br />
Üçüncü bir karar şu olabilir: Şimdi her ne kadar 10&#8217;uncu ve 42&#8217;nci madde herhangi bir değişiklik yaratmamaktadır ki bana göre de öyle, ama bu değişiklik önerisinin gerekçesinde bunun hangi amaçla yapıldığı yazılı. &#8216;Bu değişikliğin türbanı serbest bırakmak amacıyla yapıldığı yazılı olduğuna göre&#8217; deyip, iptal de edebilir.<br />
<br />
-&#8220;TÜRBAN DAVASI KARARI AKP KAPATMA DAVASINA IŞIK TUTAR DEME OLANAĞI YOK&#8221;<br />
<br />
Bu üç karardan sadece bir tanesinin kapatma davasına etkili olabileceğini kaydeden Kanadoğlu, &#8220;Yani iptal edilirse, elbetteki diğeri için bir ışık tutabilir, gösterge olabilir&#8221; dedi.<br />
<br />
Red kararlarının, kapatma davası üzerinde hiçbir şekilde etkisi olamayacağına dikkat çeken Kanadoğlu, &#8220;İster şekil yönünden olsun, ister yorumlu red olsun, hiçbir şekilde etkisi olmaz. Neden olmaz? Şimdi her şeyden önce Refah ve Fazilet davalarının kararlarına bakmak lazım. Bu iki kararda da Anayasa Mahkemesi bu şekilde bir değişikliğin de ötesinde, yahut öncesinde, böyle bir isteğin yapılmış olmasını dahi laiklik ilkesine aykırı bir davranış, bir eylem olarak kabul etmiştir. Onun için hele de davanın yani iddianamenin tek bu sebebe dayanmadığını da dikkate alırsak ki 60 küsur sebepten biridir, o zaman bu öbürüne ışık tutar deme olanağı yok&#8221; diye konuştu.<br />
<br />
-&#8220;YARGITAY BİLDİRİSİ KARŞISINDA İKTİDAR EN BÜYÜK HATAYI YAPTI&#8221;<br />
<br />
Kanadoğlu, Yargıtay ve Danıştay Başkanlar Kurulu bildirileriyle hükümet ve yargı arasında yaşanan gerilime de değinerek, &#8220;Yargıtay&#8217;ın açıklaması siyasi iktidar tarafından siyasi bir bildiri olarak nitelendirildi ve çok ağır sözler söylendi. Yapılabilecek en büyük hata budur&#8221; dedi. Siyasi iktidarın öncelikle bildiriyi yayınlamayı gerektirecek nedenlerin üzerinde durması gerektiğini ifade eden Kanadoğlu, &#8220;Ondan sonra da o bildirinin içeriğine uygun hareket etmenin, herhalde Türkiye&#8217;deki rejimi selamete çıkaracak bir neden olduğunu düşünmeli. Ancak öyle olmadı, karşı saldırılar oldu. Yine aslında hiç söylenmemesi lazım gelen, şimdi ben söylerken dahi üzüldüğüm, &#8216;Dam üstünde saksağan&#8217; nitelendirmesi yapıldı. Bu olayın nasıl algılandığını ortaya koyacak iyi bir örnektir&#8221; diye konuştu.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[PORTEKİZ BASINI TÜRKİYE'DEN ÇEKİNİYOR]]></title>
			<link>http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3539</link>
			<pubDate>Tue, 03 Jun 2008 05:33:27 -0700</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3539</guid>
			<description><![CDATA[2008 Avrupa Futbol Şampiyonası'nda milli takımımızla aynı grupta yer alan ve gruptaki ilk maçını 7 Haziran Cumartesi günü milli takımımızla oynayacak olan Portekiz'de milli takımı takip eden basını mensupları, Türkiye maçının çok zor geçeceğini ve milli takımlarının çok dikkatli olması gerektiğini söylediler<br />
TSF Radyosu'ndan gazeteci David Carvalho, Türkiye ile oynayacakları karşılaşmada şansların eşit olduğunu belirterek, "Türkiye iyi bir takım. Avrupa'da forma giyen birçok futbolcusu var. Türkiye'ye karşıya dikkatli olmalıyız. Ayrıca Portekiz'in de biraz daha forma girmesi gerek. Bu yüzden ilk maç çok zor geçecek. Fenerbahçe'nin son dönemdeki başarısı büyük ses getirdi. Ululararası alanda da Türk Milli takımının dünya üçüncülüğü var. Türkiye, Portekiz'in yabancı olmadığı bir takım. Türkiye'ye karşı dikkatli olmalıyız" dedi.<br />
<br />
SİC Televizyonu'ndan Luno Luşz ise Türkiye maçının Portekiz için final niteliği taşıdığını ifade ederek, "Scolari oyuncularıyla yaptığı toplantıda ilk maçın önemine dikkat çekmişti. Türkiye maçı final maçı gibi zor geçecek. Bu maçta alınacak iyi veya kötü bir sonuç şampiyonaya çok büyük etki edecek. 2004'te Yunanistan'a finalde kaybettik. O yüzden bu şampiyona için daha hırslı ve istekliyiz. Bu nedenle Türkiye karşısında dikkatli oluunması gerekiyor" şeklinde konuştu.<br />
<br />
vatan]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[2008 Avrupa Futbol Şampiyonası'nda milli takımımızla aynı grupta yer alan ve gruptaki ilk maçını 7 Haziran Cumartesi günü milli takımımızla oynayacak olan Portekiz'de milli takımı takip eden basını mensupları, Türkiye maçının çok zor geçeceğini ve milli takımlarının çok dikkatli olması gerektiğini söylediler<br />
TSF Radyosu'ndan gazeteci David Carvalho, Türkiye ile oynayacakları karşılaşmada şansların eşit olduğunu belirterek, "Türkiye iyi bir takım. Avrupa'da forma giyen birçok futbolcusu var. Türkiye'ye karşıya dikkatli olmalıyız. Ayrıca Portekiz'in de biraz daha forma girmesi gerek. Bu yüzden ilk maç çok zor geçecek. Fenerbahçe'nin son dönemdeki başarısı büyük ses getirdi. Ululararası alanda da Türk Milli takımının dünya üçüncülüğü var. Türkiye, Portekiz'in yabancı olmadığı bir takım. Türkiye'ye karşı dikkatli olmalıyız" dedi.<br />
<br />
SİC Televizyonu'ndan Luno Luşz ise Türkiye maçının Portekiz için final niteliği taşıdığını ifade ederek, "Scolari oyuncularıyla yaptığı toplantıda ilk maçın önemine dikkat çekmişti. Türkiye maçı final maçı gibi zor geçecek. Bu maçta alınacak iyi veya kötü bir sonuç şampiyonaya çok büyük etki edecek. 2004'te Yunanistan'a finalde kaybettik. O yüzden bu şampiyona için daha hırslı ve istekliyiz. Bu nedenle Türkiye karşısında dikkatli oluunması gerekiyor" şeklinde konuştu.<br />
<br />
vatan]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[TARİHİ MEKTUP YENİDEN GÜNDEMDE]]></title>
			<link>http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3538</link>
			<pubDate>Tue, 03 Jun 2008 05:32:29 -0700</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3538</guid>
			<description><![CDATA[İran devrim lideri Ayetullah Humeyni'nin, SSCB liderini İslam'a davet ettiği mektup yayımlandı<br />
Dünya Bülteni / <br />
<br />
Ölümünün üzerinden 19 yıl geçen İran'ın devrim lideri Humeyni şimdi de Gorbaçov'a yazdığı davet mektubuyla gündemde.<br />
<br />
İran'da devrim liderini anma törenleri devam ederken, Mehr Haber Ajansı Humeyni'nin bir zamanlar SSCB'nin son lideri Mihail Gorbaçov'a yazdığı İslam'a davet mektubunu yayımladı.<br />
<br />
Ayetullah Cevadi Amuli'nin başkanlığını yaptığı bir heyetin Moskova'ya götürmüş olduğu mektupda İmam Humeyni şöyle diyor:<br />
<br />
" Sayın Gorbaçov,<br />
<br />
hakikate yönelmek gerekir. Sizin ülkenizin temel sorunu mülkiyet, ekonomi ve özgürlük meselesi değildir. Sizin temel sorununuz, Allah'a gerçek inancınızın olmayışıdır. Bu sorun batıyıda aynı şekilde çıkmaza sokmuş ya da sokacaktır. Yine sizin asli sorununuz, sizin Allah'a, varlığın başlangıcına ve yaratılış ilkesine karşı uzun ve boş bir mücadeleye girmiş olmanızdır.<br />
<br />
Sayın Gorbaçov,<br />
<br />
şurası herkes için açıktır ki, bundan sonra komünizmi dünyanın siyasi tarihinin müzelerinde aramak gerekir. Çünkü marksizim, insanın gerçek ihtiyaclarından hiçbirine cevap verecek güçte değildir. Çünkü maddi ve materiyalist bir doktrindir. Maddiyat ile de insanlığı &#8211;batıda ve doğudaki tüm insanların en temel sorunu olan- maneviyat inançsızlığı buhranından kurtarmak mümkün değildir."<br />
<br />
....<br />
<br />
"Sizden ciddi olarak istediğim şey şudur: Hayaletten ibaret marksizm duvarlarının yıkılışı esnasında batının ve özelliklede büyük şeytan Amerika'nın zindanına esir olmayın. Komünizm dünyasının kamburlaşmış yetmiş yıllık son çürük yuvasını tarihin ve ülkenizin çehresinden silmenin ve gerçek övüncünüzün bilincine varmanızı ümit ederim."<br />
<br />
"Sayın Gorbaçov,<br />
<br />
... sizden İslam üzerinde ciddi bir şekilde durmanızı, düşünüp araştırmanızı istiyorum. Bunu isterken de İslam'ın ve müslümanların size ihtiyaçları olduğu için değil, bilakis bütün milletlerin kurtuluşunu ve mutluluğunu sağlayabilecek yeterlilikte olan ve insanlığın en temel sorunlarını çözebilecek güce sahip olan İslam'ın evrensel ve yüce değerleri açısındandır."]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İran devrim lideri Ayetullah Humeyni'nin, SSCB liderini İslam'a davet ettiği mektup yayımlandı<br />
Dünya Bülteni / <br />
<br />
Ölümünün üzerinden 19 yıl geçen İran'ın devrim lideri Humeyni şimdi de Gorbaçov'a yazdığı davet mektubuyla gündemde.<br />
<br />
İran'da devrim liderini anma törenleri devam ederken, Mehr Haber Ajansı Humeyni'nin bir zamanlar SSCB'nin son lideri Mihail Gorbaçov'a yazdığı İslam'a davet mektubunu yayımladı.<br />
<br />
Ayetullah Cevadi Amuli'nin başkanlığını yaptığı bir heyetin Moskova'ya götürmüş olduğu mektupda İmam Humeyni şöyle diyor:<br />
<br />
" Sayın Gorbaçov,<br />
<br />
hakikate yönelmek gerekir. Sizin ülkenizin temel sorunu mülkiyet, ekonomi ve özgürlük meselesi değildir. Sizin temel sorununuz, Allah'a gerçek inancınızın olmayışıdır. Bu sorun batıyıda aynı şekilde çıkmaza sokmuş ya da sokacaktır. Yine sizin asli sorununuz, sizin Allah'a, varlığın başlangıcına ve yaratılış ilkesine karşı uzun ve boş bir mücadeleye girmiş olmanızdır.<br />
<br />
Sayın Gorbaçov,<br />
<br />
şurası herkes için açıktır ki, bundan sonra komünizmi dünyanın siyasi tarihinin müzelerinde aramak gerekir. Çünkü marksizim, insanın gerçek ihtiyaclarından hiçbirine cevap verecek güçte değildir. Çünkü maddi ve materiyalist bir doktrindir. Maddiyat ile de insanlığı &#8211;batıda ve doğudaki tüm insanların en temel sorunu olan- maneviyat inançsızlığı buhranından kurtarmak mümkün değildir."<br />
<br />
....<br />
<br />
"Sizden ciddi olarak istediğim şey şudur: Hayaletten ibaret marksizm duvarlarının yıkılışı esnasında batının ve özelliklede büyük şeytan Amerika'nın zindanına esir olmayın. Komünizm dünyasının kamburlaşmış yetmiş yıllık son çürük yuvasını tarihin ve ülkenizin çehresinden silmenin ve gerçek övüncünüzün bilincine varmanızı ümit ederim."<br />
<br />
"Sayın Gorbaçov,<br />
<br />
... sizden İslam üzerinde ciddi bir şekilde durmanızı, düşünüp araştırmanızı istiyorum. Bunu isterken de İslam'ın ve müslümanların size ihtiyaçları olduğu için değil, bilakis bütün milletlerin kurtuluşunu ve mutluluğunu sağlayabilecek yeterlilikte olan ve insanlığın en temel sorunlarını çözebilecek güce sahip olan İslam'ın evrensel ve yüce değerleri açısındandır."]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[SINIF GEÇMEK KOLAYLAŞIYOR]]></title>
			<link>http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3537</link>
			<pubDate>Tue, 03 Jun 2008 05:31:48 -0700</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3537</guid>
			<description><![CDATA[Milli Eğitim Bakanlığı, ortaöğretimde masrafları azaltmak ve öğrencilerin sınıfta kalmasını zorlaştırmak amacıyla Ortaöğretim Sınıf Geçme Yönetmeliği'nde değişikliğe giderken, yönetmelik hazırlıklarında son aşamaya geldi. Yönetmelik değişikliğinin 13 Haziran 2008'den önce yapılması planlanıyor<br />
ANKA'nın Milli Eğitim Bakanlığı yetkililerinden edindiği bilgiye göre, Ortaöğretim Sınıf Geçme Yönetmeliği değişikliğinde hazırlıklar bitme aşamasına geldi. Talim ve Terbiye Kurulu, bu hafta içersinde Sınıf Geçme Yönetmeliği'ni onaylanarak Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in onayına sunacak.<br />
<br />
SINIF GEÇMEDE AZAMİ ZAYIF SAYISI 3-4 OLACAK<br />
<br />
Daha önce sorumlu sınıf geçmede azami zayıf ders sayısının 6'ya çıkarılması planlanırken, bu hafta onaylanması beklenen yönetmelikle bu sayının 3 ila 4 arasında olacağı öğrenildi. Öte yandan, üç dersten başarısız olan öğrencilerin girebildiği ortalama yükseltme sınavına, yeni düzenlemeyle sınırsız giriş hakkı tanınması düşünülürken, bu sayının da 6 ders olması üzerinde duruluyor.<br />
<br />
DERS YILI SONUNA KADAR BİTİRİLECEK<br />
<br />
Düzenlemede, alan değiştirmek isteyen öğrencilerin girmesi gereken sınavlarda da bazı kolaylaştırmalar yapılıyor. Lise son sınıf öğrenicilerine sadece Ağustos ayından fark derslerini verme şansı veren Milli Eğitim Bakanlığı, sınav dönemini Haziran ayına çekecek. Bakanlık, bu sayede ÖSS'ye girecek öğrencilere de şans tanıyacak.<br />
<br />
Son düzeltmeleri yapılan yönetmeliğin 13 Haziran 2008'den önce yasalaşması amaçlanırken 2008-2009 eğitim öğretim döneminden itibaren uygulamaya konulacak.<br />
<br />
Sabah]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Milli Eğitim Bakanlığı, ortaöğretimde masrafları azaltmak ve öğrencilerin sınıfta kalmasını zorlaştırmak amacıyla Ortaöğretim Sınıf Geçme Yönetmeliği'nde değişikliğe giderken, yönetmelik hazırlıklarında son aşamaya geldi. Yönetmelik değişikliğinin 13 Haziran 2008'den önce yapılması planlanıyor<br />
ANKA'nın Milli Eğitim Bakanlığı yetkililerinden edindiği bilgiye göre, Ortaöğretim Sınıf Geçme Yönetmeliği değişikliğinde hazırlıklar bitme aşamasına geldi. Talim ve Terbiye Kurulu, bu hafta içersinde Sınıf Geçme Yönetmeliği'ni onaylanarak Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in onayına sunacak.<br />
<br />
SINIF GEÇMEDE AZAMİ ZAYIF SAYISI 3-4 OLACAK<br />
<br />
Daha önce sorumlu sınıf geçmede azami zayıf ders sayısının 6'ya çıkarılması planlanırken, bu hafta onaylanması beklenen yönetmelikle bu sayının 3 ila 4 arasında olacağı öğrenildi. Öte yandan, üç dersten başarısız olan öğrencilerin girebildiği ortalama yükseltme sınavına, yeni düzenlemeyle sınırsız giriş hakkı tanınması düşünülürken, bu sayının da 6 ders olması üzerinde duruluyor.<br />
<br />
DERS YILI SONUNA KADAR BİTİRİLECEK<br />
<br />
Düzenlemede, alan değiştirmek isteyen öğrencilerin girmesi gereken sınavlarda da bazı kolaylaştırmalar yapılıyor. Lise son sınıf öğrenicilerine sadece Ağustos ayından fark derslerini verme şansı veren Milli Eğitim Bakanlığı, sınav dönemini Haziran ayına çekecek. Bakanlık, bu sayede ÖSS'ye girecek öğrencilere de şans tanıyacak.<br />
<br />
Son düzeltmeleri yapılan yönetmeliğin 13 Haziran 2008'den önce yasalaşması amaçlanırken 2008-2009 eğitim öğretim döneminden itibaren uygulamaya konulacak.<br />
<br />
Sabah]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[YILDIZ'DA ANABİLGİSAYAR DERSİ]]></title>
			<link>http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3534</link>
			<pubDate>Thu, 22 May 2008 12:05:06 -0700</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3534</guid>
			<description><![CDATA[Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ), Garanti Teknoloji ve IBM Türk'ün ortak çalışma ve planlamasıyla tasarlanan anabilgisayar kursu, YTÜ Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Bilişim Klubü'nde başladı<br />
Öğrencilere anabilgisayar sistemlerinin işletimi ve yönetimi konusunda uzmanlık sağlayacak eğitimler, 6 hafta sürecek. Kursu başarıyla tamamlayan öğrenciler, yaz aylarında IBM Türk ve Garanti Teknoloji'de staj yapma imkanını elde edecek. Piyasada az bulunan uzman sayısını artırmayı hedefleyen eğitimlerin, YTÜ'de önümüzdeki seneden itibaren seçmeli ders olması planlanıyor.<br />
<br />
Eğitimlerde, dünyada yalnızca IBM tarafından üretilen ana bilgisayar sistemlerinin işletimi, yazılım ve donanımsal yönetimi gibi konular işleniyor, makineler üzerinde uygulamalı çalışmalar yapılıyor. Garanti Teknoloji ve IBM Türk'ün anabilgisayar uzmanları tarafından verilen derste kullanılan eğitim dokümanları ve içerik, IBM'in üniversitelere yönelik eğitim destek programı &#8220;IBM Academic Initiative&#8221;den sağlanıyor. Bu eğitimlerin sürekliliğinin sağlanması ve daha etkin hale gelmesi için yaz aylarında akademisyenlerin katılımı ile ayrı bir atölye çalışması yapılması planlanıyor.<br />
<br />
IBM Türk Üniversite İlişkileri Yöneticisi Jale Akyel, &#8220;Dünyanın en büyük 500 şirketinin yanı sıra, Türkiye'deki büyük banka, endüstri ve kamu kuruluşlarının da çoğu, temel fonksiyonlarını anabilgisayar sistemi üzerinde yürütüyor. Bu nedenle anabilgisayar sistemlerinde uzmanlaşacak insan kaynağı, sektörün büyümesi için kritik öneme sahip. Proje ortaklarımızla beraber başlattığımız eğitim, öğrencileri özel uzmanlık gerektiren ve stratejik öneme sahip bir mesleğe hazırlamayı hedefliyor.&#8221; dedi.<br />
<br />
Başta Garanti Bankası olmak üzere tüm Doğuş Grubu şirketlerinin teknoloji hizmetlerini sağlayan Garanti Teknoloji'nin Genel Müdür Yardımcısı Tufan Alatan, &#8220;Veri trafiği yoğun olan büyük kurumlar, en hayati operasyonlarını anabilgisayar sistemlerine emanet ediyor. Sektörümüzde bu alanda önemli bir yetişmiş eleman açığı var. Eğitimlerin bu açığı kapatmaya vesile olmasını hedefliyoruz.&#8221; şeklinde konuştu.<br />
<br />
YTÜ Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. A. Gökhan Yavuz ise &#8220;Büyük işletmelerin BT sistemleriyle ilgili ve piyasada az bulunan bir uzmanlığa sahip olmanın, bölümümüzden mezun olacak öğrencilere önemli bir rekabet avantajı sağlayacağına inanıyoruz.&#8221; dedi<br />
<br />
YTÜ'nün Yıldız kampüsünde her hafta çarşamba günü düzenlenen eğitimleri, Garanti Teknoloji'den Öner Cincor ve Meral Temel ile IBM Türk'ten Sevilay Kurt veriyor. Derslerde, büyük ölçekli bilgi işleme giriş, kapasite, ölçeklenebilirlik, bütünlük ve güvenlik, kullanılabilirlik, devasa veri kümelerine erişim, sistem yönetimi ve otonom bilgi işlem gibi konular işleniyor.<br />
<br />
IBM'in ilk olarak 1960'lı yıllarda geliştirdiği anabilgisayar sistemleri, 40 yılı aşkın süredir, veri trafiği çok geniş kurumların BT sistemlerinin merkezini oluşturuyor. Günümüzün anabilgisayarları, klasik sunuculardan farklı olarak aynı anda milyonlarca işlemi gerçekleştirip, 7/24 hizmet veren kurumlara maksimum performans sağlıyor. Örneğin IBM'in en yeni anabilgisayarı Sistem z10, 1.500 orta boy sunucunun yaptığı işi gerçekleştiriyor; ancak %85 daha az yer kaplıyor, %85 daha az enerji tüketiyor ve %100 daha fazla performans gösteriyor. Yeni anabilgisayar bu sunucular için gereken yazılım lisanslarını da konsolide ederek 30'a 1 oranında azaltıyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ), Garanti Teknoloji ve IBM Türk'ün ortak çalışma ve planlamasıyla tasarlanan anabilgisayar kursu, YTÜ Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Bilişim Klubü'nde başladı<br />
Öğrencilere anabilgisayar sistemlerinin işletimi ve yönetimi konusunda uzmanlık sağlayacak eğitimler, 6 hafta sürecek. Kursu başarıyla tamamlayan öğrenciler, yaz aylarında IBM Türk ve Garanti Teknoloji'de staj yapma imkanını elde edecek. Piyasada az bulunan uzman sayısını artırmayı hedefleyen eğitimlerin, YTÜ'de önümüzdeki seneden itibaren seçmeli ders olması planlanıyor.<br />
<br />
Eğitimlerde, dünyada yalnızca IBM tarafından üretilen ana bilgisayar sistemlerinin işletimi, yazılım ve donanımsal yönetimi gibi konular işleniyor, makineler üzerinde uygulamalı çalışmalar yapılıyor. Garanti Teknoloji ve IBM Türk'ün anabilgisayar uzmanları tarafından verilen derste kullanılan eğitim dokümanları ve içerik, IBM'in üniversitelere yönelik eğitim destek programı &#8220;IBM Academic Initiative&#8221;den sağlanıyor. Bu eğitimlerin sürekliliğinin sağlanması ve daha etkin hale gelmesi için yaz aylarında akademisyenlerin katılımı ile ayrı bir atölye çalışması yapılması planlanıyor.<br />
<br />
IBM Türk Üniversite İlişkileri Yöneticisi Jale Akyel, &#8220;Dünyanın en büyük 500 şirketinin yanı sıra, Türkiye'deki büyük banka, endüstri ve kamu kuruluşlarının da çoğu, temel fonksiyonlarını anabilgisayar sistemi üzerinde yürütüyor. Bu nedenle anabilgisayar sistemlerinde uzmanlaşacak insan kaynağı, sektörün büyümesi için kritik öneme sahip. Proje ortaklarımızla beraber başlattığımız eğitim, öğrencileri özel uzmanlık gerektiren ve stratejik öneme sahip bir mesleğe hazırlamayı hedefliyor.&#8221; dedi.<br />
<br />
Başta Garanti Bankası olmak üzere tüm Doğuş Grubu şirketlerinin teknoloji hizmetlerini sağlayan Garanti Teknoloji'nin Genel Müdür Yardımcısı Tufan Alatan, &#8220;Veri trafiği yoğun olan büyük kurumlar, en hayati operasyonlarını anabilgisayar sistemlerine emanet ediyor. Sektörümüzde bu alanda önemli bir yetişmiş eleman açığı var. Eğitimlerin bu açığı kapatmaya vesile olmasını hedefliyoruz.&#8221; şeklinde konuştu.<br />
<br />
YTÜ Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. A. Gökhan Yavuz ise &#8220;Büyük işletmelerin BT sistemleriyle ilgili ve piyasada az bulunan bir uzmanlığa sahip olmanın, bölümümüzden mezun olacak öğrencilere önemli bir rekabet avantajı sağlayacağına inanıyoruz.&#8221; dedi<br />
<br />
YTÜ'nün Yıldız kampüsünde her hafta çarşamba günü düzenlenen eğitimleri, Garanti Teknoloji'den Öner Cincor ve Meral Temel ile IBM Türk'ten Sevilay Kurt veriyor. Derslerde, büyük ölçekli bilgi işleme giriş, kapasite, ölçeklenebilirlik, bütünlük ve güvenlik, kullanılabilirlik, devasa veri kümelerine erişim, sistem yönetimi ve otonom bilgi işlem gibi konular işleniyor.<br />
<br />
IBM'in ilk olarak 1960'lı yıllarda geliştirdiği anabilgisayar sistemleri, 40 yılı aşkın süredir, veri trafiği çok geniş kurumların BT sistemlerinin merkezini oluşturuyor. Günümüzün anabilgisayarları, klasik sunuculardan farklı olarak aynı anda milyonlarca işlemi gerçekleştirip, 7/24 hizmet veren kurumlara maksimum performans sağlıyor. Örneğin IBM'in en yeni anabilgisayarı Sistem z10, 1.500 orta boy sunucunun yaptığı işi gerçekleştiriyor; ancak %85 daha az yer kaplıyor, %85 daha az enerji tüketiyor ve %100 daha fazla performans gösteriyor. Yeni anabilgisayar bu sunucular için gereken yazılım lisanslarını da konsolide ederek 30'a 1 oranında azaltıyor.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ÜNİVERSİTELİLERİ TAŞIYAN TRAKTÖR DEVRİLDİ]]></title>
			<link>http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3533</link>
			<pubDate>Thu, 22 May 2008 12:03:25 -0700</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3533</guid>
			<description><![CDATA[Ankara'dan Kocaeli Kartepe Tesisleri'ne pikniğe gelen öğrencileri taşıyan traktörün devrilmesi sonucu 21 öğrenci yaralandı<br />
Alınan bilgiye göre kaza, Maşukiye beldesi yakınlarında meydana geldi. Ankara Üniversitesi'nden Kocaeli Kartepe Tesisleri'ne pikniğe gelen öğrencilerin bulunduğu traktör devrildi. Kazada römorkun ters dönmesi sonucu yaralanan 21 öğrenci, Kocaeli ve Sakarya'dan gelen ambulanslarla hastanelere kaldırıldılar. haber7]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ankara'dan Kocaeli Kartepe Tesisleri'ne pikniğe gelen öğrencileri taşıyan traktörün devrilmesi sonucu 21 öğrenci yaralandı<br />
Alınan bilgiye göre kaza, Maşukiye beldesi yakınlarında meydana geldi. Ankara Üniversitesi'nden Kocaeli Kartepe Tesisleri'ne pikniğe gelen öğrencilerin bulunduğu traktör devrildi. Kazada römorkun ters dönmesi sonucu yaralanan 21 öğrenci, Kocaeli ve Sakarya'dan gelen ambulanslarla hastanelere kaldırıldılar. haber7]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[FENERBAHÇE]]></title>
			<link>http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3531</link>
			<pubDate>Wed, 21 May 2008 13:34:43 -0700</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3531</guid>
			<description><![CDATA[hakim suçluya sormuş;uluslararası kaçakçılık ile  suçlanıyorsun tüm deliller aleyhine<br />
birşey söylemek istermisin suçlu;yapmayın haim bey ben FENERBAHÇELİYİM ne işim olur uluslararası kaçakçılıkla]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[hakim suçluya sormuş;uluslararası kaçakçılık ile  suçlanıyorsun tüm deliller aleyhine<br />
birşey söylemek istermisin suçlu;yapmayın haim bey ben FENERBAHÇELİYİM ne işim olur uluslararası kaçakçılıkla]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[TAZMİNATLARLA BOĞUŞUYOR]]></title>
			<link>http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3530</link>
			<pubDate>Mon, 19 May 2008 23:57:23 -0700</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3530</guid>
			<description><![CDATA[Şemdinli olayından sonra hazırladığı iddianameyle dikkatleri çeken ve çok geçmeden görevinden uzaklaştırılan eski Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya, tazminatlarla boğuşuyor. Sarıkaya, son olarak 10 bin YTL tazminat ödemeye mahkum edildi. <br />
Şemdinli iddianamesinde adı geçen eski Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Başsavcısı Nihat Çakar, eski savcı Sarıkaya ve Diyarbakırlı işadamı Mehmet Ali Altındağ'a açtığı davada 10 bin YTL tazminat kazandı. Çakar'ın başsavcı vekili olduğu Kadıköy Adliyesi'nde dava açması ve kazanması tartışmalara sebep oldu. Davalılar Sarıkaya ve Altındağ'ın itirazları ise mahkemece reddedildi. Nihat Çakar, Altındağ'a 50 bin, Sarıkaya'ya 10 bin YTL manevi tazminat davası açmıştı. Geçen hafta sona eren davada mahkeme, Sarıkaya ve Altındağ'ı 5'er bin YTL tazminata mahkum etti. Tazminatı az bulan Nihat Çakar, kararı temyiz edecek. Şemdinli iddianamesinde komutanların adını geçirmesiyle gündeme gelen ve ardından Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından meslekten ihraç edilen Ferhat Sarıkaya, şimdi de tazminat davalarının mağduru oluyor. İddianame nedeniyle daha önce Şırnak Jandarma Alay Komutanı Albay Habib Doğar ve Tümgeneral Nuri Ali Karababa'ya 5'er bin YTL manevi tazminat ödemeye mahkum olan Sarıkaya, son olarak Kadıköy Cumhuriyet Başsavcı Vekili Nihat Çakar'a 5 bin YTL tazminat ödeyecek. Çakar, işadamı Mehmet Ali Altındağ'ın Şemdinli iddianamesinde yer alan ifadelerinde Diyarbakır DGM başsavcısı olarak görev yaptığı dönemde astsubay Ali Kaya'yı koruduğu, sahte belge düzenlediği ve PKK yandaşlarıyla işbirliği yaptığı şeklinde suçlamalarla karşılaşmıştı. İddianamede kamuoyunda 'çeteci, rüşvetçi, emniyet müdürünü öldürten, sahte evrak düzenleyen bir kişi olarak tanıtmaya çalışılmakla' suçlandığını ileri süren Çakar, Sarıkaya'ya 10 bin YTL, Altındağ'a da 50 bin YTL manevi tazminat davası açmıştı. Çakar'ın, başsavcı vekili olarak görevli olduğu Kadıköy Adliyesi'nde dava açması davalıların itirazlarına neden olurken, Sarıkaya ve Altındağ, davaya bakan Kadıköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin yetkisiz ve görevsiz olduğunu ileri sürmüştü.<br />
<br />
Dava İstanbul'da değil, Van'da açılmalıydı<br />
<br />
Ferhat Sarıkaya, mahkemeye sunduğu dilekçede olayın haksız fiil kapsamında değerlendirilip yasaya göre fiilin meydana geldiği yer ya da davalının ikametgah adresindeki mahkemelerde dava açılması gerektiğini bildirmişti. Bu nedenle davanın, dava konusu olayın gerçekleştiği yer olan Van'da açılması gerekirken İstanbul'da açıldığına dikkat çeken Sarıkaya, davada yetkisizlik kararı verilerek dosyanın Van'a gönderilmesini istemişti. Ancak eski savcı Sarıkaya'nın bu talebi dikkate alınmadı. Geçtiğimiz hafta davanın son duruşması yapıldı. Sarıkaya ve vekilinin bulunmadığı duruşmaya Atındağ'ın avukatı Zeynep Şükran Canoruç ile davacı Çakar'ın avukatı Sedat Küçükyılmaz katıldı. Altındağ'ın avukatı, davanın reddini istedi. Kadıköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesi Hakimi Murat Coşan, Sarıkaya ve Altındağ'ı 5'er bin YTL tazminat ödemeye mahkum etti. Çakar ve Altındağ'ın avukatlarının kararı temyiz edecekleri öğrenildi. Başsavcı Vekili Çakar ise kanuni hakkı olduğu için Kadıköy Adliyesi'nde dava açtığını belirtti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Şemdinli olayından sonra hazırladığı iddianameyle dikkatleri çeken ve çok geçmeden görevinden uzaklaştırılan eski Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya, tazminatlarla boğuşuyor. Sarıkaya, son olarak 10 bin YTL tazminat ödemeye mahkum edildi. <br />
Şemdinli iddianamesinde adı geçen eski Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Başsavcısı Nihat Çakar, eski savcı Sarıkaya ve Diyarbakırlı işadamı Mehmet Ali Altındağ'a açtığı davada 10 bin YTL tazminat kazandı. Çakar'ın başsavcı vekili olduğu Kadıköy Adliyesi'nde dava açması ve kazanması tartışmalara sebep oldu. Davalılar Sarıkaya ve Altındağ'ın itirazları ise mahkemece reddedildi. Nihat Çakar, Altındağ'a 50 bin, Sarıkaya'ya 10 bin YTL manevi tazminat davası açmıştı. Geçen hafta sona eren davada mahkeme, Sarıkaya ve Altındağ'ı 5'er bin YTL tazminata mahkum etti. Tazminatı az bulan Nihat Çakar, kararı temyiz edecek. Şemdinli iddianamesinde komutanların adını geçirmesiyle gündeme gelen ve ardından Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından meslekten ihraç edilen Ferhat Sarıkaya, şimdi de tazminat davalarının mağduru oluyor. İddianame nedeniyle daha önce Şırnak Jandarma Alay Komutanı Albay Habib Doğar ve Tümgeneral Nuri Ali Karababa'ya 5'er bin YTL manevi tazminat ödemeye mahkum olan Sarıkaya, son olarak Kadıköy Cumhuriyet Başsavcı Vekili Nihat Çakar'a 5 bin YTL tazminat ödeyecek. Çakar, işadamı Mehmet Ali Altındağ'ın Şemdinli iddianamesinde yer alan ifadelerinde Diyarbakır DGM başsavcısı olarak görev yaptığı dönemde astsubay Ali Kaya'yı koruduğu, sahte belge düzenlediği ve PKK yandaşlarıyla işbirliği yaptığı şeklinde suçlamalarla karşılaşmıştı. İddianamede kamuoyunda 'çeteci, rüşvetçi, emniyet müdürünü öldürten, sahte evrak düzenleyen bir kişi olarak tanıtmaya çalışılmakla' suçlandığını ileri süren Çakar, Sarıkaya'ya 10 bin YTL, Altındağ'a da 50 bin YTL manevi tazminat davası açmıştı. Çakar'ın, başsavcı vekili olarak görevli olduğu Kadıköy Adliyesi'nde dava açması davalıların itirazlarına neden olurken, Sarıkaya ve Altındağ, davaya bakan Kadıköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin yetkisiz ve görevsiz olduğunu ileri sürmüştü.<br />
<br />
Dava İstanbul'da değil, Van'da açılmalıydı<br />
<br />
Ferhat Sarıkaya, mahkemeye sunduğu dilekçede olayın haksız fiil kapsamında değerlendirilip yasaya göre fiilin meydana geldiği yer ya da davalının ikametgah adresindeki mahkemelerde dava açılması gerektiğini bildirmişti. Bu nedenle davanın, dava konusu olayın gerçekleştiği yer olan Van'da açılması gerekirken İstanbul'da açıldığına dikkat çeken Sarıkaya, davada yetkisizlik kararı verilerek dosyanın Van'a gönderilmesini istemişti. Ancak eski savcı Sarıkaya'nın bu talebi dikkate alınmadı. Geçtiğimiz hafta davanın son duruşması yapıldı. Sarıkaya ve vekilinin bulunmadığı duruşmaya Atındağ'ın avukatı Zeynep Şükran Canoruç ile davacı Çakar'ın avukatı Sedat Küçükyılmaz katıldı. Altındağ'ın avukatı, davanın reddini istedi. Kadıköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesi Hakimi Murat Coşan, Sarıkaya ve Altındağ'ı 5'er bin YTL tazminat ödemeye mahkum etti. Çakar ve Altındağ'ın avukatlarının kararı temyiz edecekleri öğrenildi. Başsavcı Vekili Çakar ise kanuni hakkı olduğu için Kadıköy Adliyesi'nde dava açtığını belirtti.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İNANCIMA SAYGI DUYULMASINI İSTİYORUM]]></title>
			<link>http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3529</link>
			<pubDate>Mon, 19 May 2008 23:56:58 -0700</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3529</guid>
			<description><![CDATA[Türk voleybolunun en başarılı isimlerinden Aysun Özbek, tesettür kararı sebebiyle kendisini eleştiren çevrelere tepkili. Sporu bırakma kararının bununla ilgili olmadığına dikkat çeken Özbek: "Uzun zamandır örtünmeyi düşünüyordum. Medyanın yeniymiş gibi vermesi yanlış. İnançlarıma saygı duyulmasını istiyorum." dedi. <br />
Türk voleybolunun gelmiş geçmiş en başarılı isimlerinden bir olan Aysun Özbek'in elde ettiği kariyeri, pek çok sporcu hayallerinde dahi ancak görebiliyor. Aysun Özbek'in Türk Voleybol Milli Takımı'nda ve Vakıfbank Güneş Sigorta'da yaşadığı kupa sevinçleri, Türk spor tarihi açısından fevkalade bir yere sahip. Filenin sultanları içerisinde en fazla saygı gösterilen sporculardan biri olan Özbek, arkadaşları arasında her yönden örnek alınan bir şahsiyet. Ancak Ay-Yıldızlı milli forma için yıllarca ter döken milli sporcuyu son günlerde inancından ötürü bir kısım medya organları haksız şekilde eleştiriyor. Geçtiğimiz günlerde büyük hizmetler verdiği voleybolu bırakma kararı aldığını ve inançları doğrultusunda bir hayat sürmek istediğini belirten başarılı voleybolcuyu, bazı gazeteler yerden yere vurdu. Karşılaştığı haksız eleştirilere cevap vermeden tepkisini ortaya koyan tecrübeli sporcu, suskunluğunu Zaman için bozdu.<br />
<br />
13 yaşından bu yana yoğun ve yorucu bir şekilde devam ettirdiği voleybol hayatını bırakma kararı almasının gayet normal karşılanması gerektiğini belirten Aysun Özbek, "Türk voleyboluna büyük hizmetler verdiğimi düşünüyorum. Artık bırakma zamanımın geldiği kanısındayım. Bazı medya organları sporu bırakma kararımı değişik yönlere çekiyor. Çarşafa girdiğim için voleybolu bıraktığımı falan yazıyorlar. Kesinlikle böyle bir durum yok." diyor.<br />
<br />
Spor hayatı ve dinî yaşantısı konusunda söylenenlerin gerçeği yansıtmadığını belirten 31 yaşındaki sporcu, "Ben uzun yıllardır namazımı kılan bir insanım. Dinî ibadetlerimi elimden geldiği kadar yapmaya çalışıyorum. Örtünmeye gelince, ilerleyen süreç içerisinde örtünmeyi düşünüyorum. Bu düşüncem ise birden oluşmadı. Uzun zamandan bu yana şu anki düşüncelere sahibim. Tutup da bunu yeniymiş gibi vermenin anlamı yok." şeklinde konuşuyor. Hiç kimsenin yönlendirmesi veya zoruyla bu kararı almadığını ısrarla vurgulayan tecrübeli sporcu, açıklamasını şu şekilde sonlandırıyor: "Herkesin aldığım kararlara saygı duymasını istiyorum. Ben nasıl birilerine karışmıyorsam bana da karışılmamasını bekliyorum. Sonuçta örtünme ve dinî inançlarımız ülkemizin örf ve âdetlerinde yer etmiş."<br />
<br />
200'ün üzerinde milli oldu<br />
<br />
Ortaya koyduğu başarılı oyunuyla hem milli takımın hem de kulübünün değişmez ismi haline gelen Aysun Özbek, filede gösterdiği örnek kariyeri sosyal hayatına da yansıtan başarılı voleybolculardan biri. Çevresindekilerin büyük saygısını kazanan Özbek'i milli takımdaki tüm arkadaşları seviyor ve sporu bıraktıktan sonraki alacağı kararları destekliyor. Takım arkadaşları Aysun'u, uzun yıllardır yardımsever ve çevresindeki insanlara büyük desteği olan bir sporcu olarak tanımlıyor.<br />
<br />
Yaklaşık 200 kez milli formayı giyen Özbek'e farklı spor dallarındaki bayan milli sporcular da büyük destek veriyor. Aysun'un aldığı kararlara herkesin saygı duyması gerektiğini belirten rekortmen yüzücümüz Derya Erke, "Aysun, Türk sporuna büyük hizmetler vermiş bir sporcu. Yoğun sportif performanstan yorulmuş ve kendi iç dünyasına ve ailesine zaman ayırmak istiyor. İnançlarına herkesin saygı göstermesi gerek. Kapandı diye eleştirilere boğmak çok yanlış. Bu tür haberleri medyanın uydurmaları olarak görüyorum. Aysun, Türk sporuna büyük hizmetler vermiş bir sporcu." diyor.<br />
<br />
Yaptığı seçimi gayet normal karşılıyorum<br />
<br />
Aysun'un bu seçimini gayet normal bir durum olarak görüyorum. İnsanların istediği şekilde yaşamaya hakları var. Kendisine saygı duyulması gerekiyor. Kafa olarak demek ki örtünmeye kendini hazır hissediyor. Örneğin örtülü bir bayan zamanla düşünceleri değişerek örtüsünü terk edebilir. Aynı şekilde açık bir bayan fikirlerini değiştirerek örtünebilir. Bu olayın çok fazla büyütülmesine anlam veremiyorum. Aysun'a karşı gazetelerin yaptığı hiç uygun olmamış. (Yıldız Aras, dünya şampiyonu karateci)<br />
<br />
Aldığı karardan ötürü tebrik ediyorum<br />
<br />
Türk voleybolunun önemli isimlerinden Aysun Özbek'in böyle bir karar almasından ötürü tebrik ediyorum. Başarılı voleybolcunun bu görüşüne saygı duyulması gerekir. Biz sonuçta Müslüman bir ülkede yaşıyoruz. Bu fikirler gayet normal. Sporda maneviyatın gayet önemli olduğunu düşünenlerden biriyim. İnsanlar inançları gereği bu şekilde yargılanmamalı. Herkes istediği inanç doğrultusunda yaşamakta özgürdür. Türk voleyboluna yıllardır önemli hizmetler sunan Aysun'u destekliyorum. (Nurcan Taylan, olimpiyat şampiyonu halterci)<br />
<br />
Aysun, Türk voleybolunun en hanımefendi kızıdır<br />
<br />
Aysun'u çocukluğundan bu yana tanıyorum. Onun elde ettiği başarıları Türk voleybolcuları ancak rüyalarında görebilir. İnanılmaz başarıları var. O voleybol camiasının en hanımefendi kızıydı. Ben onu çok seviyorum. Medya onun başarılarından ziyade kişisel dünyasını gündeme getirmesi hiç yakışık değil. Eğer manken falan olsaydı medyanın ilgisi çok farklı olurdu. Bunlar yanlış düşünceler. Biz onun gibi sporcuları nasıl milli takıma ve Türk sporuna kazandırabiliriz diye düşünmeliyiz. (Nedim Özbey, eski milli takımlar ve İBB antrenörü)<br />
<br />
Başörtümden dolayı beni de eleştirdiler<br />
<br />
Ben de başörtüsü konusunda 2000 Sydney Olimpiyatları'ndan önce tatsız eleştiriler almıştım. Fakat kulak asmadan olimpiyatlara gittim. Orada dünyanın en iyilerini yenerek olimpiyat üçüncüsü oldum. Döndüğümde rahmetli Başbakanımız Ecevit, beni yanına ödül vermek için çağırdı. Orada gazeteciler beni ima ederek Ecevit'e başörtüsü konusunda sorular sordu. O ise 'Biz sporcunun başörtüsüyle değil, dereceleriyle ve sporculuk başarısıyla ilgileniriz.' demişti. (Hamide Bıçkın, dünya şampiyonu tekvandocu)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Türk voleybolunun en başarılı isimlerinden Aysun Özbek, tesettür kararı sebebiyle kendisini eleştiren çevrelere tepkili. Sporu bırakma kararının bununla ilgili olmadığına dikkat çeken Özbek: "Uzun zamandır örtünmeyi düşünüyordum. Medyanın yeniymiş gibi vermesi yanlış. İnançlarıma saygı duyulmasını istiyorum." dedi. <br />
Türk voleybolunun gelmiş geçmiş en başarılı isimlerinden bir olan Aysun Özbek'in elde ettiği kariyeri, pek çok sporcu hayallerinde dahi ancak görebiliyor. Aysun Özbek'in Türk Voleybol Milli Takımı'nda ve Vakıfbank Güneş Sigorta'da yaşadığı kupa sevinçleri, Türk spor tarihi açısından fevkalade bir yere sahip. Filenin sultanları içerisinde en fazla saygı gösterilen sporculardan biri olan Özbek, arkadaşları arasında her yönden örnek alınan bir şahsiyet. Ancak Ay-Yıldızlı milli forma için yıllarca ter döken milli sporcuyu son günlerde inancından ötürü bir kısım medya organları haksız şekilde eleştiriyor. Geçtiğimiz günlerde büyük hizmetler verdiği voleybolu bırakma kararı aldığını ve inançları doğrultusunda bir hayat sürmek istediğini belirten başarılı voleybolcuyu, bazı gazeteler yerden yere vurdu. Karşılaştığı haksız eleştirilere cevap vermeden tepkisini ortaya koyan tecrübeli sporcu, suskunluğunu Zaman için bozdu.<br />
<br />
13 yaşından bu yana yoğun ve yorucu bir şekilde devam ettirdiği voleybol hayatını bırakma kararı almasının gayet normal karşılanması gerektiğini belirten Aysun Özbek, "Türk voleyboluna büyük hizmetler verdiğimi düşünüyorum. Artık bırakma zamanımın geldiği kanısındayım. Bazı medya organları sporu bırakma kararımı değişik yönlere çekiyor. Çarşafa girdiğim için voleybolu bıraktığımı falan yazıyorlar. Kesinlikle böyle bir durum yok." diyor.<br />
<br />
Spor hayatı ve dinî yaşantısı konusunda söylenenlerin gerçeği yansıtmadığını belirten 31 yaşındaki sporcu, "Ben uzun yıllardır namazımı kılan bir insanım. Dinî ibadetlerimi elimden geldiği kadar yapmaya çalışıyorum. Örtünmeye gelince, ilerleyen süreç içerisinde örtünmeyi düşünüyorum. Bu düşüncem ise birden oluşmadı. Uzun zamandan bu yana şu anki düşüncelere sahibim. Tutup da bunu yeniymiş gibi vermenin anlamı yok." şeklinde konuşuyor. Hiç kimsenin yönlendirmesi veya zoruyla bu kararı almadığını ısrarla vurgulayan tecrübeli sporcu, açıklamasını şu şekilde sonlandırıyor: "Herkesin aldığım kararlara saygı duymasını istiyorum. Ben nasıl birilerine karışmıyorsam bana da karışılmamasını bekliyorum. Sonuçta örtünme ve dinî inançlarımız ülkemizin örf ve âdetlerinde yer etmiş."<br />
<br />
200'ün üzerinde milli oldu<br />
<br />
Ortaya koyduğu başarılı oyunuyla hem milli takımın hem de kulübünün değişmez ismi haline gelen Aysun Özbek, filede gösterdiği örnek kariyeri sosyal hayatına da yansıtan başarılı voleybolculardan biri. Çevresindekilerin büyük saygısını kazanan Özbek'i milli takımdaki tüm arkadaşları seviyor ve sporu bıraktıktan sonraki alacağı kararları destekliyor. Takım arkadaşları Aysun'u, uzun yıllardır yardımsever ve çevresindeki insanlara büyük desteği olan bir sporcu olarak tanımlıyor.<br />
<br />
Yaklaşık 200 kez milli formayı giyen Özbek'e farklı spor dallarındaki bayan milli sporcular da büyük destek veriyor. Aysun'un aldığı kararlara herkesin saygı duyması gerektiğini belirten rekortmen yüzücümüz Derya Erke, "Aysun, Türk sporuna büyük hizmetler vermiş bir sporcu. Yoğun sportif performanstan yorulmuş ve kendi iç dünyasına ve ailesine zaman ayırmak istiyor. İnançlarına herkesin saygı göstermesi gerek. Kapandı diye eleştirilere boğmak çok yanlış. Bu tür haberleri medyanın uydurmaları olarak görüyorum. Aysun, Türk sporuna büyük hizmetler vermiş bir sporcu." diyor.<br />
<br />
Yaptığı seçimi gayet normal karşılıyorum<br />
<br />
Aysun'un bu seçimini gayet normal bir durum olarak görüyorum. İnsanların istediği şekilde yaşamaya hakları var. Kendisine saygı duyulması gerekiyor. Kafa olarak demek ki örtünmeye kendini hazır hissediyor. Örneğin örtülü bir bayan zamanla düşünceleri değişerek örtüsünü terk edebilir. Aynı şekilde açık bir bayan fikirlerini değiştirerek örtünebilir. Bu olayın çok fazla büyütülmesine anlam veremiyorum. Aysun'a karşı gazetelerin yaptığı hiç uygun olmamış. (Yıldız Aras, dünya şampiyonu karateci)<br />
<br />
Aldığı karardan ötürü tebrik ediyorum<br />
<br />
Türk voleybolunun önemli isimlerinden Aysun Özbek'in böyle bir karar almasından ötürü tebrik ediyorum. Başarılı voleybolcunun bu görüşüne saygı duyulması gerekir. Biz sonuçta Müslüman bir ülkede yaşıyoruz. Bu fikirler gayet normal. Sporda maneviyatın gayet önemli olduğunu düşünenlerden biriyim. İnsanlar inançları gereği bu şekilde yargılanmamalı. Herkes istediği inanç doğrultusunda yaşamakta özgürdür. Türk voleyboluna yıllardır önemli hizmetler sunan Aysun'u destekliyorum. (Nurcan Taylan, olimpiyat şampiyonu halterci)<br />
<br />
Aysun, Türk voleybolunun en hanımefendi kızıdır<br />
<br />
Aysun'u çocukluğundan bu yana tanıyorum. Onun elde ettiği başarıları Türk voleybolcuları ancak rüyalarında görebilir. İnanılmaz başarıları var. O voleybol camiasının en hanımefendi kızıydı. Ben onu çok seviyorum. Medya onun başarılarından ziyade kişisel dünyasını gündeme getirmesi hiç yakışık değil. Eğer manken falan olsaydı medyanın ilgisi çok farklı olurdu. Bunlar yanlış düşünceler. Biz onun gibi sporcuları nasıl milli takıma ve Türk sporuna kazandırabiliriz diye düşünmeliyiz. (Nedim Özbey, eski milli takımlar ve İBB antrenörü)<br />
<br />
Başörtümden dolayı beni de eleştirdiler<br />
<br />
Ben de başörtüsü konusunda 2000 Sydney Olimpiyatları'ndan önce tatsız eleştiriler almıştım. Fakat kulak asmadan olimpiyatlara gittim. Orada dünyanın en iyilerini yenerek olimpiyat üçüncüsü oldum. Döndüğümde rahmetli Başbakanımız Ecevit, beni yanına ödül vermek için çağırdı. Orada gazeteciler beni ima ederek Ecevit'e başörtüsü konusunda sorular sordu. O ise 'Biz sporcunun başörtüsüyle değil, dereceleriyle ve sporculuk başarısıyla ilgileniriz.' demişti. (Hamide Bıçkın, dünya şampiyonu tekvandocu)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[YARGIÇLARI SUÇLAYINCA 301'LİK OLDU]]></title>
			<link>http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3528</link>
			<pubDate>Mon, 19 May 2008 23:56:30 -0700</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3528</guid>
			<description><![CDATA[AB'ye uyum kapsamında değiştirilen 301. madde, bu kez emekli Binbaşı Zeki Bingöl'ü mahkemelik etti. Yargı mensuplarını arazi yolsuzluğuna karışmakla suçlayan Bingöl hakkında 301'den soruşturma açıldı<br />
Emekli binbaşı, gecekondulaşmayı önlemek, fakirleri ev sahibi yapmak amacıyla çıkarılan yasanın amacından saptırıldığını, devletten ucuza alınan arazilerin fakirlere değil, yine varlıklı ve nüfuz sahibi insanlara dağıtıldığını ileri sürüyor. 'Türk İşi Mortgage' adlı kitabın da yazarı olan Bingöl, özellikle yargı mensuplarına eleştiriler yöneltiyor.<br />
<br />
Bingöl'ün yolsuzluk iddialarını dile getirdiği bir yazısını 'Türkiye Cumhuriyeti'ni ve kurumlarını hedef almak' şeklinde yorumlayan savcılık, yazar hakkında 301 maddeden soruşturma başlattı. Bingöl, "Bu, 301. maddenin, bazı kesimler tarafından nasıl kendi çıkarları doğrultusunda kullanıldığına güzel bir örnek. Ben 70 milyonun menfaati için mücadele ederken, TC'ye hakaretten soruşturma geçiriyorum." diye konuştu. Beylikdüzü Belediyesi'ne arazi yolsuzluğu sebebiyle düzenlenen operasyonu yöneten Zeki Bingöl, burada elde ettiği belgelerle çok sayıda suç duyurusunda bulundu. Fakirleri ev sahibi yapmak amacıyla Arsa Ofisi'nden alınan arazilerin peşine düşen Bingöl, bu arazilere kurulan sitelerin kimlere satıldığını tespit etti. Bazı arazilerin ünlü markalara satıldığını ve dairelerin bürokratlar arasında paylaştırıldığını gören Bingöl, subaylığı döneminde, bu bölgede ev sahibi olan bazı paşalarla mahkemelik oldu. Emekli olduktan sonra çeşitli internet siteleri ve dergilerde yazmaya başlayan Bingöl, yargı mensuplarını eleştiren bir yazı kaleme aldı. Bunun üzerine Cumhuriyet Savcısı İsmail Onaran, emekli Binbaşı hakkında soruşturma başlattı. Bingöl, "Ben, yıllarca üniforma giyip şerefli bir Türk subayı olarak görev yapmışım. Meslekî terfilerimi bir kenara koyup kendi üstlerimi bile şikayet edecek kadar bu ülkenin menfaatlerini gözetmişim. Türkiye'nin en önemli kurumlarında çalışan üst düzey bürokratların kanunsuz işlerini tespit edip savaşmışım. Şimdi hakkımda 301. maddeden soruşturma açılmasını sadece 'komik' olarak nitelendirebilirim." şeklinde konuştu.<br />
<br />
Bingöl hakkında dava açılmasına sebep olduğu ifade edilen yazısından bir bölüm şöyle: "Yolsuzluğa bulaşan ve de çalan adamların alayını savcılığa bildirdim. Yine bana dava açtılar. Yok adam hakim imiş, paşa imiş, milletvekili imiş... Ben nerden bileyim.. ben çalanı tespit ettim, savcılığa bildirdim. Adamlar not mu bırakıyor ben çaldım ama hakimim, savcıyım, milletvekiliyim, benim hakkımda özel yargılama hukuku var, diye."]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[AB'ye uyum kapsamında değiştirilen 301. madde, bu kez emekli Binbaşı Zeki Bingöl'ü mahkemelik etti. Yargı mensuplarını arazi yolsuzluğuna karışmakla suçlayan Bingöl hakkında 301'den soruşturma açıldı<br />
Emekli binbaşı, gecekondulaşmayı önlemek, fakirleri ev sahibi yapmak amacıyla çıkarılan yasanın amacından saptırıldığını, devletten ucuza alınan arazilerin fakirlere değil, yine varlıklı ve nüfuz sahibi insanlara dağıtıldığını ileri sürüyor. 'Türk İşi Mortgage' adlı kitabın da yazarı olan Bingöl, özellikle yargı mensuplarına eleştiriler yöneltiyor.<br />
<br />
Bingöl'ün yolsuzluk iddialarını dile getirdiği bir yazısını 'Türkiye Cumhuriyeti'ni ve kurumlarını hedef almak' şeklinde yorumlayan savcılık, yazar hakkında 301 maddeden soruşturma başlattı. Bingöl, "Bu, 301. maddenin, bazı kesimler tarafından nasıl kendi çıkarları doğrultusunda kullanıldığına güzel bir örnek. Ben 70 milyonun menfaati için mücadele ederken, TC'ye hakaretten soruşturma geçiriyorum." diye konuştu. Beylikdüzü Belediyesi'ne arazi yolsuzluğu sebebiyle düzenlenen operasyonu yöneten Zeki Bingöl, burada elde ettiği belgelerle çok sayıda suç duyurusunda bulundu. Fakirleri ev sahibi yapmak amacıyla Arsa Ofisi'nden alınan arazilerin peşine düşen Bingöl, bu arazilere kurulan sitelerin kimlere satıldığını tespit etti. Bazı arazilerin ünlü markalara satıldığını ve dairelerin bürokratlar arasında paylaştırıldığını gören Bingöl, subaylığı döneminde, bu bölgede ev sahibi olan bazı paşalarla mahkemelik oldu. Emekli olduktan sonra çeşitli internet siteleri ve dergilerde yazmaya başlayan Bingöl, yargı mensuplarını eleştiren bir yazı kaleme aldı. Bunun üzerine Cumhuriyet Savcısı İsmail Onaran, emekli Binbaşı hakkında soruşturma başlattı. Bingöl, "Ben, yıllarca üniforma giyip şerefli bir Türk subayı olarak görev yapmışım. Meslekî terfilerimi bir kenara koyup kendi üstlerimi bile şikayet edecek kadar bu ülkenin menfaatlerini gözetmişim. Türkiye'nin en önemli kurumlarında çalışan üst düzey bürokratların kanunsuz işlerini tespit edip savaşmışım. Şimdi hakkımda 301. maddeden soruşturma açılmasını sadece 'komik' olarak nitelendirebilirim." şeklinde konuştu.<br />
<br />
Bingöl hakkında dava açılmasına sebep olduğu ifade edilen yazısından bir bölüm şöyle: "Yolsuzluğa bulaşan ve de çalan adamların alayını savcılığa bildirdim. Yine bana dava açtılar. Yok adam hakim imiş, paşa imiş, milletvekili imiş... Ben nerden bileyim.. ben çalanı tespit ettim, savcılığa bildirdim. Adamlar not mu bırakıyor ben çaldım ama hakimim, savcıyım, milletvekiliyim, benim hakkımda özel yargılama hukuku var, diye."]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[6 BİN KİŞİ HASTALANDI]]></title>
			<link>http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3527</link>
			<pubDate>Mon, 19 May 2008 23:52:24 -0700</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3527</guid>
			<description><![CDATA[Aksaray ve Şereflikoçhisar&#8217;da 12 Mayıs&#8217;ta başlayan zehirlenme vakalarında hasta sayısı 6 bine yaklaştı<br />
Belediye Başkanı Nevzat Palta&#8217;nın "Aldığımız su numuneleri temiz çıktı" demesine rağmen Sağlık Bakanlığı&#8217;ndan yapılan açıklamada "Hastalarda Adenovirüs, Rotavirüs, Norovirüs gibi viral etkenler ve koliform bakterileri tespit edildiği, vakaların su kaynaklı bir bulaşma şeklinde başladığı" belirtildi.<br />
<br />
AKSARAY&#8217;da salı gününden bu yana devam eden salgın hastalık için Belediye Başkanı Nevzat Palta "Her gün aldığımız su numuneleri temiz çıktı. Hastalık bir serumluk iş. Hastalar tek serumla tedavi oluyor ve şikáyetleri yenilenmiyor" açıklamasını yaptı. Belediye Başkan Vekili Sadi Özdil, gazetecilerin karşısına geçip çeşmeden su doldurup içti, "Suyumuz temiz. Vatandaşlarımız gönül rahatlığıyla şebeke suyunu içebilir" dedi. Ancak Sağlık Bakanlığı, 6 bin kişinin mide bulantısı, kusma ve ishal şikáyetiyle hastanelere başvurduğu hastalıkla ilgili dün yaptığı açıklamada "Aksaray ile Ankara&#8217;nın Şereflikoçhisar İlçesi&#8217;nde görülen ishal vakaları sudan kaynaklanıyor" dedi.<br />
<br />
Koliform bakterileri<br />
<br />
Başkan Palta ve vekilinin açıklamalarını boş çıkaran Sağlık Bakanlığı açıklamasında, Aksaray&#8217;da 13 Mayıs&#8217;ta, Şereflikoçhisar&#8217;da da 16 Mayıs&#8217;ta başlayan ishal vakaları nedeniyle yapılan ilk incelemelerde kimyasal ve toksikolojik kirliliğe rastlanmadığı belirtilerek, şöyle denildi: "Hastalardan alınan örneklerde birden fazla etken tespit edilmiştir. Bu etkenler Adenovirüs, Rotavirüs, Norovirüs gibi viral etkenler ve koliform bakterilerdir. Vakaların her iki yerleşim biriminde de su kaynaklı bir bulaşma şeklinde başladığı ve bunu takiben hasta kişilerden sağlam kişilere bulaşma şeklinde devam ettiği anlaşılmıştır. Aksaray&#8217;da yeterli su klorlaması yapılmakla birlikte lokal arızaların tamiri ve su borularının değişimi döneminde kirlenme olduğu, Şereflikoçhisar&#8217;da ise su klorlamasının bazı noktalarda yeterli seviyede olmadığı, şebeke suyundaki kirlilik sonucu vakaların ortaya çıktığı anlaşılmıştır. Her iki yerleşim yerinde de su klorlaması yeterli seviyeye getirilmiştir."<br />
<br />
Açıklamada, Siirt&#8217;teki ishal vakalarının da su kirliliğinden kaynaklandığı belirtildi.<br />
<br />
Bakanlığın açıklaması çelişkili<br />
<br />
Belediye Başkanı Nevzat Palta, "Su klorlamasının yeterli olduğu bir önceki teknik raporda belirtilmesine rağmen, Sağlık Bakanlığı açıklamasında klorun eksik olduğu, yeterli seviyeye getirildiği söyleniyor. Burada bir çelişki var" dedi. Palta, "Elimdeki verilere göre Sağlık Bakanlığı&#8217;nın açıklamasını kabul etmiyorum. Aynı vakaların Şereflikoçhisar&#8217;da, Ortaköy&#8217;de, Siirt&#8217;te çıkması Bakanlığın açıklamasıyla çelişiyor" diye konuştu.<br />
<br />
Suyu kaynatın<br />
<br />
AKSARAY Valisi Sebati Buyuran, hastalığın kaynağının araştırılmasıyla ilgili çeşitli çalışmalar yapıldığını, alınan örneklerin incelendiğini belirtti. Buyuran, "Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı&#8217;nda yapılan analizlerdeki ilk sonuçlarda kimyasal madde, toksik madde yok. Klor seviyesi normal, bakteri üremiyor. Henüz vakaların nedeni tam olarak belli olmasa da Batı ülkelerinde görülen, ishale neden olan virüs tipi aranıyor. Bunun üzerinde duruluyor. Zaten bu virüs, hayati tehlike arz etmeyecek şekilde 2 gün etkili oluyor. Hastalara serum veriliyor, yatakta tedaviye gerek duyulmuyor" dedi. Buyuran, halkın her olasılığa karşı suyu kaynatarak içmelerini önerdi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Aksaray ve Şereflikoçhisar&#8217;da 12 Mayıs&#8217;ta başlayan zehirlenme vakalarında hasta sayısı 6 bine yaklaştı<br />
Belediye Başkanı Nevzat Palta&#8217;nın "Aldığımız su numuneleri temiz çıktı" demesine rağmen Sağlık Bakanlığı&#8217;ndan yapılan açıklamada "Hastalarda Adenovirüs, Rotavirüs, Norovirüs gibi viral etkenler ve koliform bakterileri tespit edildiği, vakaların su kaynaklı bir bulaşma şeklinde başladığı" belirtildi.<br />
<br />
AKSARAY&#8217;da salı gününden bu yana devam eden salgın hastalık için Belediye Başkanı Nevzat Palta "Her gün aldığımız su numuneleri temiz çıktı. Hastalık bir serumluk iş. Hastalar tek serumla tedavi oluyor ve şikáyetleri yenilenmiyor" açıklamasını yaptı. Belediye Başkan Vekili Sadi Özdil, gazetecilerin karşısına geçip çeşmeden su doldurup içti, "Suyumuz temiz. Vatandaşlarımız gönül rahatlığıyla şebeke suyunu içebilir" dedi. Ancak Sağlık Bakanlığı, 6 bin kişinin mide bulantısı, kusma ve ishal şikáyetiyle hastanelere başvurduğu hastalıkla ilgili dün yaptığı açıklamada "Aksaray ile Ankara&#8217;nın Şereflikoçhisar İlçesi&#8217;nde görülen ishal vakaları sudan kaynaklanıyor" dedi.<br />
<br />
Koliform bakterileri<br />
<br />
Başkan Palta ve vekilinin açıklamalarını boş çıkaran Sağlık Bakanlığı açıklamasında, Aksaray&#8217;da 13 Mayıs&#8217;ta, Şereflikoçhisar&#8217;da da 16 Mayıs&#8217;ta başlayan ishal vakaları nedeniyle yapılan ilk incelemelerde kimyasal ve toksikolojik kirliliğe rastlanmadığı belirtilerek, şöyle denildi: "Hastalardan alınan örneklerde birden fazla etken tespit edilmiştir. Bu etkenler Adenovirüs, Rotavirüs, Norovirüs gibi viral etkenler ve koliform bakterilerdir. Vakaların her iki yerleşim biriminde de su kaynaklı bir bulaşma şeklinde başladığı ve bunu takiben hasta kişilerden sağlam kişilere bulaşma şeklinde devam ettiği anlaşılmıştır. Aksaray&#8217;da yeterli su klorlaması yapılmakla birlikte lokal arızaların tamiri ve su borularının değişimi döneminde kirlenme olduğu, Şereflikoçhisar&#8217;da ise su klorlamasının bazı noktalarda yeterli seviyede olmadığı, şebeke suyundaki kirlilik sonucu vakaların ortaya çıktığı anlaşılmıştır. Her iki yerleşim yerinde de su klorlaması yeterli seviyeye getirilmiştir."<br />
<br />
Açıklamada, Siirt&#8217;teki ishal vakalarının da su kirliliğinden kaynaklandığı belirtildi.<br />
<br />
Bakanlığın açıklaması çelişkili<br />
<br />
Belediye Başkanı Nevzat Palta, "Su klorlamasının yeterli olduğu bir önceki teknik raporda belirtilmesine rağmen, Sağlık Bakanlığı açıklamasında klorun eksik olduğu, yeterli seviyeye getirildiği söyleniyor. Burada bir çelişki var" dedi. Palta, "Elimdeki verilere göre Sağlık Bakanlığı&#8217;nın açıklamasını kabul etmiyorum. Aynı vakaların Şereflikoçhisar&#8217;da, Ortaköy&#8217;de, Siirt&#8217;te çıkması Bakanlığın açıklamasıyla çelişiyor" diye konuştu.<br />
<br />
Suyu kaynatın<br />
<br />
AKSARAY Valisi Sebati Buyuran, hastalığın kaynağının araştırılmasıyla ilgili çeşitli çalışmalar yapıldığını, alınan örneklerin incelendiğini belirtti. Buyuran, "Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı&#8217;nda yapılan analizlerdeki ilk sonuçlarda kimyasal madde, toksik madde yok. Klor seviyesi normal, bakteri üremiyor. Henüz vakaların nedeni tam olarak belli olmasa da Batı ülkelerinde görülen, ishale neden olan virüs tipi aranıyor. Bunun üzerinde duruluyor. Zaten bu virüs, hayati tehlike arz etmeyecek şekilde 2 gün etkili oluyor. Hastalara serum veriliyor, yatakta tedaviye gerek duyulmuyor" dedi. Buyuran, halkın her olasılığa karşı suyu kaynatarak içmelerini önerdi.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[&#8217;BABA BENİ DEREDEN AL&#8217;]]></title>
			<link>http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3526</link>
			<pubDate>Mon, 19 May 2008 23:51:56 -0700</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sitegibi.com/showthread.php?tid=3526</guid>
			<description><![CDATA[Tekirdağ&#8217;ın Çorlu İlçesi&#8217;nde aşırı yağış nedeniyle taşan Çorlu Deresi&#8217;nin üzerindeki köprüden geçmek isterken sel sularına kapılan 19 yaşındaki Neşe Mandacıoğlu&#8217;nun cesedi, 58 gün sonra dün bulundu<br />
Kızını rüyasında gördüğünü belirten baba Hasan Mandacıoğlu, "Kızım rüyamda beni çağırdı ve derede olduğunu söyledi. Ben de derenin etrafında kızımı aradım ve cesedini buldum" dedi.<br />
<br />
21 Mart günü meydana gelen olayda Sağlık Mahallesi&#8217;nde oturan Neşe Mandacıoğlu ile kız kardeşi 17 yaşındaki Emine, su almak için Sarılar Köyü yolu üzerindeki çeşmeye gitti. Su dolu bidonları el arabasıyla taşıyan iki kardeş, dönüşte taşan Çorlu Deresi&#8217;nin üzerindeki köprüden geçmeye çalıştı. Suyla kaplı köprünün üzerinden geçerken devrilen el arabasını tutmak isteyen Neşe Mandacıoğlu, azgın sulara kapıldı.<br />
<br />
Yardıma koşan çevredekilerin kurtarmaya çalıştığı Neşe, akıntıya kapılarak gözden kayboldu. Bunun üzerine Çorlu Sivil Savunma ve İtfaiye ekipleri, 1 hafta boyunca derenin etrafında Neşe&#8217;yi arama çalışmalarını sürdürdü. 1 hafta süren çalışmalardan umut kesilince arama çalışmalarına son verildi.<br />
<br />
Ancak acılı aile, kızlarının cesedini aramayı sürdürdü. Önceki gece rüyasında kızını gördüğünü söyleyen baba Hasan Mandacıoğlu, yakınlarına "Rüyamda Neşe bana &#8217;Baba gel beni al. Deredeyim hálá&#8217; diyordu" dedi. Bunun üzerine sabah erken saatlerde dere kenarına inen Hasan Mandacıoğlu ve yakınları, dere kenarında arama çalışması başlattı. Neşe&#8217;nin cesedi, düştüğü köprünün 4 kilometre ilerisinde bulundu. Polise haber verildi ve ceset sudan çıkartıldı. Neşe&#8217;nin yakınları ise sinir krizleri geçirdi. Neşe&#8217;nin cesedi otopsi için İstanbul Adli Tıp Kurumu&#8217;na gönderildi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Tekirdağ&#8217;ın Çorlu İlçesi&#8217;nde aşırı yağış nedeniyle taşan Çorlu Deresi&#8217;nin üzerindeki köprüden geçmek isterken sel sularına kapılan 19 yaşındaki Neşe Mandacıoğlu&#8217;nun cesedi, 58 gün sonra dün bulundu<br />
Kızını rüyasında gördüğünü belirten baba Hasan Mandacıoğlu, "Kızım rüyamda beni çağırdı ve derede olduğunu söyledi. Ben de derenin etrafında kızımı aradım ve cesedini buldum" dedi.<br />
<br />
21 Mart günü meydana gelen olayda Sağlık Mahallesi&#8217;nde oturan Neşe Mandacıoğlu ile kız kardeşi 17 yaşındaki Emine, su almak için Sarılar Köyü yolu üzerindeki çeşmeye gitti. Su dolu bidonları el arabasıyla taşıyan iki kardeş, dönüşte taşan Çorlu Deresi&#8217;nin üzerindeki köprüden geçmeye çalıştı. Suyla kaplı köprünün üzerinden geçerken devrilen el arabasını tutmak isteyen Neşe Mandacıoğlu, azgın sulara kapıldı.<br />
<br />
Yardıma koşan çevredekilerin kurtarmaya çalıştığı Neşe, akıntıya kapılarak gözden kayboldu. Bunun üzerine Çorlu Sivil Savunma ve İtfaiye ekipleri, 1 hafta boyunca derenin etrafında Neşe&#8217;yi arama çalışmalarını sürdürdü. 1 hafta süren çalışmalardan umut kesilince arama çalışmalarına son verildi.<br />
<br />
Ancak acılı aile, kızlarının cesedini aramayı sürdürdü. Önceki gece rüyasında kızını gördüğünü söyleyen baba Hasan Mandacıoğlu, yakınlarına "Rüyamda Neşe bana &#8217;Baba gel beni al. Deredeyim hálá&#8217; diyordu" dedi. Bunun üzerine sabah erken saatlerde dere kenarına inen Hasan Mandacıoğlu ve yakınları, dere kenarında arama çalışması başlattı. Neşe&#8217;nin cesedi, düştüğü köprünün 4 kilometre ilerisinde bulundu. Polise haber verildi ve ceset sudan çıkartıldı. Neşe&#8217;nin yakınları ise sinir krizleri geçirdi. Neşe&#8217;nin cesedi otopsi için İstanbul Adli Tıp Kurumu&#8217;na gönderildi.]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>